Bir Buğday Tanesi

Gölge Konuşuyor:

“Size doğrusunu söyleyeyim, buğday tanesi toprağa düşüp ölmedikçe yalnız kalır. Ama ölürse çok ürün verir.” (Romanın önemli bir karakterinin İncil’den altını çizdiği satırlar.)

Sanırım bu satırlar bütün direniş hikayelerini özetleyen satırlar… Frederick Jameson üçüncü dünyanın romanının bir toplumsal alegori olduğunu söylüyormuş. Jameson’ın bu tespiti şarkiyatçı anlayışın üçüncü dünya ile ilgili toptancı mantığı şeklinde kabul edilse dahi yanlışlanması zor. Alegorik olmaktan başka çaresi de yoktur belki de söz konusu dünyanın romanının. Mesela bu romanın yazıldığı dönemde kıta Afrika’sının insanları henüz insan olduklarını bile kabul ettirememişler… Yine aklıma ferdiyetçiliği savunan Fecr-i Ati geleneğinden gelmesine rağmen “müstakil edebiyat, müstakil memleketlerde gerçekleşir.”  diyen Yakup Kadri’nin Balkan Savaşı’ndan sonra söylediği sözleri geldi. Evet gerçekten Kenya’dan başka bir edebiyatçı tanımıyorum, tanımıyoruz. O yüzden herkesin Ngugi Wa Thiong’o okumasını diliyorum…

Ama öyle kuru hamaset yapılmıyor, sanki kurgu tarihsel gerçeklikten soyutlanmadan veriliyor. Gerçek kişiler de var romanda. Kendi yazdığı önsözde eğer Kenya anlatılacaksa direnişin sembolü olan Kenya’nın kurucusu Jomo Kenyatta’nın bahsi edilmek zorunda. Ama sanki Kenya sadece bir coğrafya. Çünkü bahsedilen Gikuyu denilen kabile ve onların aslında büyük bir kısmını kapsayan Uhuru kültürü. Kendi inançları ve töreleri olan kültür bu. Ne var ki, batılıların gelmesiyle biz romanda melez bir kültüre şahit oluyoruz ve gittikçe Hıristiyanlaşan bir inanç sistemi. Ama inanç olarak da aslında yine melez bir sisteme sahip olmuşlar. İnançlar kaynaşmış diyelim iyimser bir yorumla. Misyonerlerin başarısını takdir etmiyorsak bile görmezlikten gelemeyiz. Yine yazarın bu sayfalarda bahsi yapılan bir diğer romanı Aradaki Nehir’de de bu bahisler yapılmıştı.

Onun dışında kurgu çoğu zaman toplumsal gerçekçi romanlarda gördüğümüz standart unsurların dışına çıkılmıyor. Yine kahramanını arayan bir halk var, ama hain bulmakta da usta bir halk. Toplumsal, örgütlü başarıdan ziyade bu anlayış baş tacı ediliyor. Bir nebze de kadın sorununa değinilmiş. Kocası yedi yıl tevkif kampında kalan kadının başka bir erkekle ilişkiye girmesi her toplumda olduğu gibi sadakatsizlik sayılıyor. Bunun yanında kadının erkek tarafında baştan çıkarılabileceği ihtimali de göz ardı edilmiyor.

OHAL varmış ülkede.Malum sebep terör. O zaman Mau Mau olarak adlandırılan bir örgüt bu.. Şimdilerde ansiklopedilerde bir direniş örgütü olarak geçiyor.  O gün bu örgüte herkes terör örgütü demek zorundaydı… Hikaye çok tanıdık. Terörle arasına mesafe koyamamanın cezası çok ağır. Jomo Kenyatta bile bu örgütle ilişkisi olduğu gerekçesiyle yıllarca hapis yatmış. Ama artık Kenya diye bağımsız bir devlet vardır. Geçmişle hesaplaşmalar yapılacaktır. Özellikle hainler tespit edilecektir. Sömürgeciler ve misyonerler halen vardır. Eşit statüde bir vatandaşlık vardır. Kimse sömürgeciden hesap sormuyor bu bakımdan…