M. S. 2150 – Bir Makro Felsefe Klasiği

Gölge Konuşuyor:

Bir ütopya. Ütopik bir roman. Huxley’in Ada’sına benzetilebilir. Felsefesi bana yabancı gelmedi. Okuyan, araştıran birinin karşısına her zaman çıkabilecek ms 2150olan bir felsefe. Felsefe tarihinden ve ‘hikmet ve irfan geleneği’nden de karşımıza sıkça çıkan bir felsefe. Romanda ‘makro felsefe’ olarak adlandırılan bu felsefede; insanı, doğayı, dünyayı, hatta evreni bile tek bir beden, tek bir organizma olarak düşünen, kurgulayan bir felsefe. Bu felsefede evreni, insanlığı ortak ve evrensel bir bilincin, bir aklın ya da bir ruhun yönettiği düşünülür. Kimilerinin ‘tanrı’, kimilerinin ‘töz’, kimilerinin ‘tin’ ya da ‘geist’  dediği, kimilerinin de ‘bir’ dediği, romanda da ‘astral beden’ denilen bu güç ne olursa olsun ‘iyi’ bir şey. Bütünlüklü ve dayanışmacı bir özelliği var bu felsefenin. ‘Pay alma’, ‘bir’lik olma, ‘tanrı’da var olma’, ‘makro farkındalık’ gibi vasıflar tümel bir akılda var olabilir ancak.

Romanda iki türlü yaşam var aslında. Biri 1976’ da geçen ‘mikro yaşam’ ile 2150’de geçen ‘makro yaşam’. Romanın baş kahramanı Jon bu iki dünya arasında mekik dokuyan biri. 1976’daki dünya bildiğimiz dünya. 2150’de ise yukarıda zikrettiğimiz felsefeyi içselleştirmiş insanlar var. Bu insanlar sahip oldukları ‘astral beden’ sayesinde telepati ile anlaşıyorlar ve ‘makro farkındalık’ sergiliyorlar. Bu dünyada insanların birbirlerine göre üstünlükleri yok, sadece çeşitli bilinç düzeyleri var.  Kişisel hırslar ve tutkularını törpülemişler bu insanlar. Tamamen dayanışmacı bir ruh hakim 2150’de. En üst bilinç düzeyi, an alt bilinç düzeyine yardım etme zorunluluğu duyuyor…

M. S. 2150’yi bir türe sığdırmak zor aslında; fantastik, bilim-kurgu, ütopik, metafizik: Hepsi olur aslında.  Felsefesini astrolojik bir ruhla harmanlamış. Biraz da ‘karma’ felsefesiyle yoğrulmuş. Astrolojiden anlamadığım için romandaki bazı hesaplar bana karmaşık geldi ama bu önemli değil bence, romanın genel mantığını kavradım çünkü. Çok edebiyat tadında olmasa da M. S. 2150’yi özellikle genç insanlara önerebileceğim bir köprü kitap olarak düşünüyorum…

Tanıtım Bülteni:

“Bir Besteller olan bu Makro Felsefe Klasiği, M.S. 2150 yılının muhteşem dünyasını, dünyamızın geçirdiği inanılmaz değişimi, insanlığın ulaştığı olağanüstü düzeyi, ve hepsinin ötesinde de son derece yüksek bir anlayışı, MAKRO FELSEFEyi anlatıyor. Gelin siz de, bir gece uyku halindeyken geleceğin güçlerinin yardımıyla günümüzün mikro dünyasından, 2150’nin Makro dünyasına götürülen Amerikalı Vietnam gazisi, psikolog Jon Lake’in bu mucizevi, bilgi dolu yolculuğuna, bu vaat ve tehlike dolu serüvenine katılın. 2150nin bugünkü dünyamızdan çok farklı olan hayranlık verici güzellikteki dünyasını keşfedin. Bu Makro dünyanın düşünce ve eylem biçimini inceleyin. Sonunda içinizin umut ve coşku dolduğunu, bilincinizin genişlediğini, hayata bakışınızın tümüyle değiştiğini görebilirsiniz. Evet, bu okuyup bir kenara koyabileceğiniz bir roman değil, yaşamınıza uygulayabileceğiniz bir Makro felsefedir!

Kitabın Sayfalarından:

“Pekala”  dedim hafifçe. Felaketin büyüklüğünü kavrayamamıştım. . “Sanırım bu felaketler aşırı nüfus sorunumuzu çözmüştür. 2150 yılının dünyasında kaç kişi yaşıyor peki?”

“Yaklaşık 303 milyon” dedi Carol. Doğa felaketlerine rağmen mikro adam yine de işbirliği yapmış ve yekdiğerine yardım etmiş olsaydı, bugün çok daha fazla insan yaşardı. Ne yazık ki o, ulus, ırk, din, dil, eğitimsel ve  sosyo ekonomik düzeyler gibi geleneksel bölünmeleri daha da abarttı ve harabeye çevrilmiş gezegenin hızla azalan kaynaklarını ele geçirme kavgasına girişti.”

“Gerçekten mikro adamın dinozor ya da dodo kuşu gibi nesli mi tükendi?” diye sordum.

“Hemen hemen” diye yanıtladı Carol. “Bugün üç milyon kadar varlık hayatta, hepsi Mikro Adası diye adlaandırdığımız bir adada yaşıyor. Makro toplum üyelerinden herhangi biri de bizim yaşam biçimimize ayak uyduramazsa Mikro Adası’na gidip bencilce ve mikro komşularının korkularını paylaşarak yaşayabilir, 20. Yüzyıldaki toplumumuzun yaşadığı biçimde.”

“Yani sen Makro toplumun üç milyon insanı bir hapishane adasında tuttuğunu mu söylemek istiyorsun?” deim.

Carol başını salladı. “Makro toplumda Makro standartlarımıza göre yaşamaya istekli hiç kimse Mikro Adası’nda yaşamak zorunda değildir.. Mikro Adası’nda yaşayan herkesin orada yaşamaya kendisinin seçtiğini anlamalısın.” (sf. 58)