Ölümsüzlük

Gölge Konuşuyor:

Okuduklarım arasında Ölümsüzlük, Milan Kundera toplistinin bir numarası olmayı hak ediyor. Gerçekten bu romanıyla Kundera kendini aşmış. Daha tara0003önce sevmemiş olanlar bile bu romanla Milan Kundera’yı sevebilirler. Tabi edebiyatı kendi iç evreninde değerlendirirlerse. İçerik bakımından Kundera yine birilerini rahatsız edebilir.

Edebiyatı bu derece deney sahası olarak kullanmamıştı okuduğum romanlarında Kundera. Burada sanki yedi farklı öyküden bir roman oluşturmuş. Zor iş olmalı bu öykülerden bir bütün oluşturmak. Birbirine değeceği noktaları bulmak, birbirlerinin içine akabileceği kanalları bulmak. Eklem yerlerini bulmak okur için de bir işçilik gerektiriyor.

Kurguyu doğaçlama oluşturmuş olabilir mi diye düşünüyorum. Çünkü romanın başkahramanı Milan Kundera kendi ben’ini yeniden kurarken çok fazla hesap kitap yapıyor. Aşkı sabit tutmak koşulu ile, aydınlanma ile benliğine zerk edilmiş komünist, faşist, nihilist unsurları eleyip yerine güzel bir havada koşmak, iyi bir yemek yemek, güzel yerle görmek, güzel hikayeler ve şiirler okumak gibi unsurlar katmak istiyor ben’ine. Bu bir eksilme mi, veyahut bir zenginleşme mi? Tamamen okurun takdirine kalmış bir durum. Benim fikrim daha ziyade bir eksilme olduğu.

Kundera’nın ete kemiğe büründürdüğü kahramanları Agnes, Paul ve Kundera’nın favorisi Laura bile bu benlerine dışarıdan istemleri dışında dahil edilen unsurların travmasını yaşarlar. Tüm yaşanmışlıklarına, tüm entelektüelliklerine rağmen bundan dolayı olgunlaşmamış bir halleri vardır.

Entelektüel ama dağınık ve sorumsuz arkadaşı Profesör Averanius ile edebiyat tarihinin dehlizlerine yolculuklara çıkarlar. Özellikle Goethe’nin Bettina ile aşkına mercek tutarlar. Bu ilişkinin o derece idealize edilmesinin nedeni olarak Bettina’nın çizdiği erdemli kadın portresi. Rilke bile Bettina’nın aşkını yüceltir, bir şiirine konu eder.  Ama Goethe’nin sıkıntısı  Paul’ün, Laura’nın sıkıntına çok benziyordu. Laura sevgilisi Bernard’ın, Goethe de Bettina’nın ben’inin sınırlarını zorlamasını; bu sınırları yeniden belirlemesini istiyorlardı. Ama bu duruma Kundera eleştiriler sunsa da daha ziyade benimser. Mesela edebiyat çevrelerinin Goethe’nin karısı Christine ile evliliklerine aşk demiyorlardı. Çünkü Goethe Christine’yi beceriyordu. İnsan sevdiğini becermez. Cinselliğin özgürleştiği günümüzde bazılarının Goethe’nin daha doğrusu Bettina’nın aşkını güçümsemesine de tepki gösterir.  Bu anlayış kısmen de olsa bugün de geçerli. Sonuçta romantizm ile cinselliğin bir arada olabileceği mesajı veriliyor romanda.

Bettina Goethe’nin kendisini olduğu gibi kabul etmesini istiyordu. Ne var ki, bu Goethe için imkansızdı. Günümüzün moderni için de bu böyle. Goethe’nin ruhu halen yaşıyor. Bu anakronik romanın bir yerinde Goethe ile Hemingway Ahiret’in patikalarında yürürken, Goethe Hemingway’in sorusu üzerine ölüm yaşının 156 olduğunu söyler. Buna karşılık da Hemingway’de “halen ölü olmayı becerememişsiniz,” der.