Sessizin Payı

Gölge Konuşuyor:

Bir dönem okuyup beğendiğim fakat sonradan nedense okumayı bıraktığım birçok yazarım var. Sanırım bunun nedeni yenilere, okunmamış olanlara yer açmak. Her yazardan bir eser okuma takıntım vardır bu alemde. Nurdan Gürbilek ise yayınlanmış sekiz kitabını da okuduğum bir yazar, ama dokuzuncu da biraz isteksiz davranabilirim.

Onun yazdıklarını seviyorum ama tezlerini hep aynı eserler üzerinden vermesi biraz bıktırdı beni. Bu kitaptaki Orpheus Çıkmazı adlı deneme bence kitabı kurtaran deneme. Benim açımdan tabii. Gürbilek ile yeni tanışmış olanlar kuvvetle muhtemel diğerlerini de seveceklerdir. Atılgan ve Atay gibi demirbaşları yok ama Peyami Safa yine var. Doğu-Batı çatışmasının Fatih-Harbiye ikileminde somutlanmasından gına geldi artık. Yalancı çıkmak istemiyorum, Peyami Safa bahislerini çoğunu belki başkasından da duymuşumdur ama Gürbilek’ten de duyduğumu hatırlıyorum. Safa’dan ödünç alınarak söylenilen “iki zıt iştiyakın remizleri”ni romanın göndermeleri üzerinden nesneleştirme işine girişiyor. Karşıtlıkların oluşturduğu derin yarığa rağmen Batı’nın “makine medeniyeti” ile Doğu’nun “spiritüel mukavemeti” dengelenecek mi acaba?

Manzaralar ve Patikalar adlı “giriş” yerine olan denemede çok özel bir mantıktan hareket edileceği haberi veriliyor. Yöntemle ilgili bir durum. Denemecinin yöntemi. Denemecinin araştırma nesnesiyle ilgili konu. Burada konuşmayan, konuşamayan seçilmiş nesne olarak. Fakat Manzaralar ve Patikalar’ın bir çerçeve deneme olduğunu söylemek zor. Auschwitz’i konu ettiği için Orpheus Çıkmazı başlığa en çok uyan. Coetzee romanlarındaki umutsuzluğun nedeni de sözü edilenin artık konuşmayanın durumuna “el koymanın” acizliğidir buradaki sıkıntı. Ölüyü diriltme ya da Orpheus çıkmazının yaraya merhem olup olmayacağını da Benjamin ve Tanpınar’ı karıştırarak araştırılacak.

Gelelim Dostoyevski ve Tolstoy bahislerine. Bu iki şahsiyetin de eserlerinin neredeyse tamamını okudum. Gürbilek’in araştırma nesnesi olarak seçtiği Dostoyevski’den “suç” ve “ceza” kavramları ile Tolstoy’dan “doğru hayat” temalarına ise ancak Gürbilek’in o akıcı üslubu sayesinde katlandım sanırım. Ama yine de bu denemelerden de bazı referans gösterilen bazı metinleri de öneri saydığım için yine kendimi karlı saydım.