Yalnız Kadın

Gölge Konuşuyor:

Bizde 12 Mart ve 12 Eylül dönemini konu olan “politik roman” denilen çok özel bir türdeki romanlara  benzerlik gösteren bir roman. Özellikle Ayşegül Devecioğlu’nun Kuş Diline Öykünen’i anımsatan bir roman oldu benim için… Yaşanan süreçlerdeki benzerlik bu türden romanları yaratmayı zorunlu kılmış demek ki. İspanya ile Türkiye “özgürlük” ve “terör” algıları birbirine benzeyen iki ülke. İspanya’daki yumuşama maalesef Türkiye’de gerçekleşmemiş olay sadece “terör” algısı üzerinden yürüyor bu süreç zarfında.

Romana dönersek hapisten yeni çıkan İrene başlığa konu olduğu gibi yalnızdır. Yapayalnızdır. İrene’nin tam olarak ne yaşadığını öncesinde bilmiyoruz, en sonunda da  yine öğrenemiyoruz ama sadece bazı ipuçlarına sahip oluyoruz. Zaten amacın bu değil kan ve gözyaşları ülkesindeki yalana dayanan gerçeklik algısını ifşa etmek olduğu anlaşılıyor.

Onun yaşadıklarını daha çok iki hapishane arakadaşı Antonia ve Margarita ile olan anılarının yanı sıra, artık hayatta olmayan yaşamında önemli bir gedik yaratan Lerrain ile olan anılarından öğreniyoruz. Velhasılı İrene gelgitler yaşıyor,roman süresince, bizde onun ve ülkenin gerçekliği hakkında fikir sahibi olabiliyor, yorum yapabiliyoruz.

Ama ülke ile ilgili gerçekliği, birbirinden farklı gündelik hayattan enstantaneler sayesinde öğrenmeye çalışıyoruz. Daha ziyade İrene’nin gözlemci sıfatıyla dahil olduğu söz konusu enstantanelerde daha ziyade market alışverişleri, otobüs yolculukları, televizyondaki tartışma ve haber programları  ile günlük başka rutinlerdeki birbirini tanımayan kent insanının bazen birbirine benzer, bazen de karşıt fikirleri ve görüşleri sayesinde. Polisin de hep bir gerilim unsuru olarak bu sekanslarda yer aldığını da belirtelim.

Bir başka ayrıntı ise hem hikayeyi zenginleştirecek, hem geçmişi İrene’nin bakış açısıyla gözler önüne serecek bir alt metin vazifesi görecek üç adet düş mevcut, ne var ki bu bölümlerin sonunun “bu masal da burada biter” gibi verilmesine, yani bu kadar açık edilmesine gerek var mıydı bilmiyorum?

Bunun yanında Atxaga’nın bu romanı teknik ve kurgusal olarak okuduğum diğer iki romanından farklıydı. Bu roman diğer ikisine göre biraz kasvetliydi. Artı diğer ikisi kadar sürükleyici değildi. Obabakoak’a benzer bir kapalılık söz konusuydu…