Havanın Adları

Gölge Konuşuyor:

Araya sokuşturuyorum böyle küçük ama ayrıksı yapıtları. 97 sayfaysa 97 sayfadır. Ne eksiği var ne fazlası. Uzak bir memleketin, Meksika’nın romanı ama kahramanların adı Fatma, Ahmet falan. Mekan Endülüs olunca bu normal. Dolayısıyla Hispanik yazarın böyle bir konuyu işlemesi olağan. Bu naif romanın çevremde benim dışımda bir okuru yok ama zaten uzun süre önce kitabın baskısı tükenmiş. 2001 senesinde Dost Kitabevi tarafından basılmış.

Hava bildiğimiz hava. Yani bildik gaz karışımı bizi ilgilendiren nesnelerin bu gaz karışımna göre kendilerini nasıl konumlandırdığı ve hava olaylarının buna etkisi. Özellikle rüzgarın ve sisin önemli bir rolü var. Hikayenin geçtiği Mogador adasının havasını her öğle sonrasında erguvani bir sis kaplıyor. Bu arada hatırlatalım, bu mitolojik bir ada daha ziyade ejderhaları ile biliniyor. Ama biz daha ziyade adanın havasıyla meşgulüz, bir de ayrıksı mimarisi, özellikle hamamları… Bir Batılı Doğuluyu işleyecek de hamam olmayacak romanında. Yok böyle bir şey.

Roman aslında Fatma’nın ruh halini (havasını da diyebiliriz) işliyor. Fatma’nın romanın geçtiği adadaki insanlarla ilişki kurmayı sevmediği düşüncesi bir yanılsamadan ibaret. Çünkü Fatma bu ilişkisizlik üzerine insanlarla ilişki kuruyor. İzlenmek isteğidir onun mesafeli tavrının nedeni. John Berger’ın kelimeleri ile izlendiğini izlemek istiyor. Bu sayede kendi hakkında fikir sahibi olmak istiyor.

Fatma yürüyor hep, daha ziyade rüzgarın daha yoğun olduğu dalgakıran çevresinde. Ama onun hayatının merkezine koyduğu yegane şeyin bedeni olduğunu roman süresince hissediyoruz. İdealize bir figür olan Kadiya sayesinde de onun ulaşmak istediği hedefi kestirebiliyoruz. Doğal olarak romanın bu haliyle okuru bir erotizm beklentisi içinde tutması da normal. Evet Fatma’nın tenine değecek olan o bitimsiz dokunuşların yolunu gözler oluyoruz. Fatma’nın karşısına çok fazla aday çıkmasa da bir elin parmakları kadar aday çıkıyor