Sosyal Adalet ve Şehir

Gölge Konuşuyor:

Sosyal Adalet ve Şehir bir alan çalışması değil. Dolayısıyle teknik sorunlara girmiyor. Kent ve kentsellik gibi karmaşık biçim ve sosyal-adalet-ve-sehir20130201152755yapıların ontolojik ve epistemolojik bir analizini yapmış David Harvey. Yani metodolojik bir analiz. Böyle bir eseri okumak için bir miktar felsefi ve dilbilimsel bir altyapı gerekiyor. Konu, kent ve kentsellik kuramı.  İki farklı ve birbirine zıt bakış açısıyla, sosyalist ve liberal bakış açılarıyla incelenmiş ve yorumlanmış kent veya mekan.  İlkinde  liberal kapitalist, ikincisinde marksist  terminoloji kullanılmış doğal olarak.

LİBERAL FORMÜLASYON:

Liberal bakış açısıyla Harvey, mekandan soyutlanmış  bir şekilde oluşturulan toplumsal kuramların eksikliğini dile getirir ilk başlarda. Coğrafi muhayyile ve toplumsal muhayyilenin birbirinin alternatifi olmadığını şu sözlerle dile getirir: “Başarılı bir strateji, mekansal biçim ile toplumsal sürecin aynı konuyu düşünmenin değişik yöntemleri olduğunu kabul etmelidir. Bu yüzden ikisi hakkındaki düşüncelerimizi uyum içine sokmamız gerekir,aksi halde kentsel sorunlarla uğraşırken çelişkili stratejiler yaratmaya devam ederiz.”(sf. 31)  Ve kentin mekansal yönünün toplumsal süreçler tarafından tanımlandığını Webber’in görüşleri ışığında inceler… Mimari, tasarım, ve sanatsal simgeciliğin de geçmişten bugüne  bu amaca hizmet ettiğini düşünür. “Örneğin binaların içleri, toplumsal düzenin ve onun içinde süregeldiği varsayılan toplumsal süreçlerin doğası hakkında birçok işaret verir.”(sf. 35)  Bireyin de kendini ifade ettiği mekan ile simgesel bir bağ içinde olması gerektiğini söyler: “önemli bir ilişki, bireyin bilişsel durumundan ve kendini içinde bulunduğu  bağlamdan bağımsız belirlenemez. Bu nedenle toplumsal mekan, bireyin etrafını çevreleyen mekansal simgeciliğe tepkilerinin, duygu ve tasavvurlarının oluşturduğu bütündür. Her kişi, öyle görünüyor ki, kendi geometrik sisteminde ördüğü mekansal ilişkiler ağında yaşamaktadır.” (sf.38) Bu noktada planlamacı da mekansal dönüşümün, özellikle ulaşım ve taşıma alanındaki dönüşümlerin toplumsal süreci de etki edeceğini ve toprak kullanımın da önemli dönüşümler geçireceğini öngörür.

Kapitalist için kentte ikide bir bozulan sosyal dengesizlik, sözüm ona düzenleyici gizli mekanizmaların makası, daha ziyade yukarıdakiler lehine açması da zamanla kent için önemli bir tehdit oluşturmaktadır.  Bu durum sistemde bir değişiklik yapma yerine,  zaman zaman ince ayarlar (yeniden dağıtım gibi) yapılıp   aşılmak istenmekte, ama ihtiyaçları karşılanmayan, tüketemeyen yoksul kentli bir kambur oluşturmaya devam etmekte. Harvey’in burada başvurduğu anahtar kavram “pareto optimumu”dur. Pareto optimumu; hiç kimsenin bir başkasının koşullarını kötüleştirmeden kendi koşullarını iyileştirmeyeceği kritik noktadır.  Burada gelir dağılımı mümkün olsa bile bu dağılımın hangi hızda yapıldığı da yapıdaki uyum ve uyumsuzluk açısından belirleyici olmakta. Dışsallık etkisi de   gelir dağılımındaki adaletsizliği kaldırmada karşılaşılan güçlüklerdendir: “Piyasaya ilk gelenler, dışsallık örüntülerini kendi çıkarları doğrultusunda koruyabilmek için, olasıdır ki, yeni gelenleri rüşvet ve zorlamayla etkilemeye çalışacaklardır.” Zenginlerin dışsal yararlar sağladığı bir piyasanın bu noktada fiyatlandırmanın özellikle konut piyasasında  yeniden yapılandırmanın ve mekansal evrimin yoksullar aleyhine olacağını dile getirmekte Harvey…

SOSYALİST FORMÜLASYON:

Bu bölümlerde marksizmin o zengin kavram dağarcığıyla mekan ilk bölümdeki bulanıklıktan kurtulur, berraklaşır.  Kuram asıl bu bölümlerde şekilleniyor. Tarihsel bağlamı içinde değerlendiriliyor. Harvey’in faydalandığı Engels’in Konut Sorunu adlı çalışmasının güncelliğini yitirmediğini gösteriyor…“Artık” kavramı bu noktada çok önemli. Çünkü kentler üretim  artığıyla, yani artı-değer ve artı-ürünle kurulmuştur. İlk kentleri tarımın fazlası, günümüzün kentlerini de sanayinin fazlası kurmuştur.  Üretimin olduğu yerde bir artık oluyor, bundan kurtuluş yok. Rosa Luxemburg bu fazlanın düşkünler için bir fon olması gerektiğini düşünmüştür. Rosa iyi niyetli ama, onun arzuladığı şekilde olmuyor bu işler.  Daha ziyade bu fazlalık kapitalistin hesabına kar olarak yazılmış. Dolayısıyle değişim değerin oluşmasına artı-ürün,  artı-değer  neden olmuştur. Günümüzün  kentlerini sanayi kurmuştur ama artık sanayiyi biçimlendiren, örgütleyen kentler olmakta. Konut ve toprak üzerinden yeni değişim değeri oluşmakta. Kentsel birikimin bırakınız adaletli dağılmasını, toprak ve konut kirası nedeniyle kapitalist için daha fazla değişim değeri  yaratılmakta. Rant en önemli yatırım aracı olmuştur. Kent yoksulu için de, bu kira artığı nedeniyle daha fazla kullanım değerine ihtiyaç duyulmakta ve dolayısıyle onun daha fazla emek sarf etmesini neden olmakta. Halen “refah devleti”nin egemen olduğu bazı Kuzey Avrupa ülkelerinde zenginliğin daha dengeli sağlanması başarılmıştır. Ama birçok ülkede sonuçta gerçekleşen şey gettolaşmadır…

Sonuçta Harvey’in zikrettiği gibi sermayeniz  ne kadar büyük olursa olsun, onunla alacak şey bulamıyorsanız değersizdir. Bu durumda Harvey’in Polanyi’den devraldığı görüşe göre; sermaye sarkacının salınımı bazen emekçilerin lehine olmak zorunda.   Hep büyüyemezsiniz, eşyanın tabiatına aykırı. Ama durun bakalım belki de gettolaşmanın, kent ve kentselliğin kopuşu ve dolayısıyle kırın kentleşmeye başlamasının sonucu  sosyal adalet sağlanabilir, tabi yoksul ve emekçi isterse bu süreci hızlandırabilir,belki…