Gönül

Gölge Konuşuyor:

Yıllardır bildiğim bir romandı. Japon edebiyatının önemli bir eseri olduğunu biliyordum. Ancak başyapıt derecesinde önemli bir klasik olduğuna kitabı okuduktan sonra kanaat getirdim. Özellikle Mişima’yı (belki Kafka’yı) müjdeleyen üçüncü ve son bölümün bunları söylememde katkısı büyüktür. Bu bölümde sahneye çıkacak olan baş karakterin arkadaşı K., beni metinlerarası  bir yolculuğa çıkardı.. Gönül’ün Japon edebiyatı için “gogol’un paltosu” işlevi vardır belki de, öyle düşündüm okurken ve şimdi..

Adsız baş karakterin hayatındaki önemli üç kişi her bir bölümün konusu. Hocası, babası ve arkadaşı bu kişiler. Romanda özel ad kullanılmadığı için karakterler bu tür sıfatlarla anılıyor. Çevirmenden ve çeviriden bahsetmeyi sevmem ama Bilal Ünal’a ayrıca parantez açmak lazım. Romanın rahat okunması için elinden geleni yapmış. Yukarıda bahsettiğimiz karakter isimlendirmelerinin ya da sıfatlandırmalarının kargaşa yaratmaması için başlangıçta uyarılarını yapmış. Bunun yanında Japon coğrafyası ve zengin Japon kültürüyle ilgili bilgi yetersizliği konusuna çözüm getirmiş dipnotlarla. Sadece bu değil ileride o an bahsedilen ismin karşımıza tekrardan çıkması durumunda diğer tüm çevirmenlere örnek olabilecek bir uygulamaya baş vurmuş: “Zaşiki : Geleneksel Japon evinde en iyi durumdaki oda. Zemini hasır (tatami) kaplı olup genelde misafir burada karşılanırdı. İlerleyen bölümlerde “misafir odası” kullanılacaktır.”

Soseki’nin daha önce okuduğum Küçük Bey adlı romanında yapmış olduğum uyarıları burada da yapma ihtiyacı duyuyorum. Özellikle ilk iki bölümdeki günlük konuşma diline yakın olan anlatımdan dolayı eser basit ve kolay bulunabilir eğer niyetler çözülemezse… Bu sadelikteki derinlikle ilgili bir çok defa konuştuğum için artık konu ile ilgili söz sarf etmek istemiyorum.

Karakter tüm bölümlerde çok ciddi olmasına rağmen yine de “Hocam ve Ben” adlı ilk bölümde sanki bir müstehzilik, bir ironi var. Japon kültüründe hocaya duyulan ölümcül saygı burada da var ama karakter ‘ben’ bir iki yerde hocasının açığını yakalamaktan dolayı çapraz sorguya başlar. Yine de ben’in hocaya tam ulaşamadığı inancı vardır. Onun sırlarına vakıf olmadığı için hayıflanmaları. Onca şey söylerken de kendi kalın kafalılığını da her fırsatta öğrenmesinin önünde engel olduğunu söyler ama bunu bendeniz bir strateji olarak gördüm. Hem direniş hem de kaçış olarak gördüm bunu…

Üniversiteyi bitiren kahramanımız “Ailem ve Ben” adlı ikinci bölümde artık baba ocağındadır ve köydedir. Bundan sonra hoca-baba, kent-köy, üniversite-hayat mektebi ve bilgili olma-bilgelik ikilemlerinde sokratik ilerleyecektir. Yine üslubun sadeliğinden dolayı bahisleri yaygaraya, dedikoduya indirgeme riski var.

“Hocam ve Vasiyeti” adlı bölümde o birinci bölümde sık sık zikredilen Hoca’nın sırrı ifşa edilecek. Dolayısıyle onun sürekli mezarlık ziyaretlerinin nedenini ve gizemli arkadaşının kim olduğunu öğreniyoruz. Ve bölüm o sihirli kelime “tekamül” etrafında dönüyor. Bu arkadaş, bir roman kahramanı olarak K. sanki bize sonradan gelecek diğer K.’ları da müjdeliyor. Onun hikayesine girmek istemiyorum şimdi. Hem bu çok zamanımı alacak hem de bu eseri okumak isteyenlerin bu tekamül süreci sonucunda yaşayabilecekleri aydınlanmayı ellerinden almak istemiyorum….