Ne İçin Mücadele Ediyoruz?

Gölge Konuşuyor:

Kitabın alt başlığı Radikal Bir Kolektif Manifesto. Tabi radikal kelimesinin yeni bir kullanımı söz konusu. Çünkü daha önceki sosyalizm, anarşizm gibi öğretilerden farklıllaşan bir mücadele dinamikleri söz konusu. Bundan dolayı bu çok yeni öğretiye radikalizm deniliyor kitapta. Teori söz konusu öğretide mücadele dinamiklerinin üzerine kuruluyor. “İşgal et!” sloganıyla ateşlenen bu alternatif öğretiyle ilgili ilk kuramsal görüşler bu kitapta da dillendiriliyor.

Örneğin öz-yönetim, demokratik bölgeler platformu, katılımcı ekonomi, dönüşüm hareketi, yeni komün modelleri, proleter demokrasi (diktatörlüğü değil), işgal et hareketi, yeni toplumsal tahayyül, anti-politika, dönüştürülmüş toplumsal sağduyu gibi kulağa hiç de yabancı gelmeyen unsurlar söz konusu. Coğrafyamızda bu unsurlar daha çok Kürtlerin ilgisinin çekmiş  belli ki.

Tabi kitap bir grup inceleme yazsısından oluşuyor. Bu editöryal çalışmada yirmiden fazla yazarın katkısı var. Hep sorardım,  ABD’deki bir grup eleştirmen neden sadece sorunu ve işleyişi ortaya koyuyor da çözüm yolları konusunda sessiz kalıyor. İşte bu çalışmada sanki yazarlar sesimi duymuş gibi. Genelde direnişi küçümseyen, sosyalizmi, anarşizmi de alternatif olarak görmeyen söz konusu akademisyenler kapitalizmi daha ziyade çelişşkilerinin yok edeceğine inanıyorlardı…

Tabi kapitalizmin ekonomik ve toplumsal tahribatıyla özellikle sistemin bu son neo-liberal evresiyle ilgili sonuçlar ortaya konulmuş. Şu hatırlatmada bulunalım yalnız, yazarlar çok önemli bir tespiti vurguluyorlar, o da  2008’deki finansal krizle birlikte artık kapitalizmin ittire ittire ilerlediğini, hiç bir şekilde kendi dinamiğiyle ilerlemediğiydi. Evet artık devletler işi ele almışlar. Ne yapıyorlar? Bir yerlere kredi aktarıyorlar. Bizlerin alınteriyle kazandığı parayı toplayıp birilerine veriyorlar işte. Bizde muhalifler buna yandaşa para aktarıyor diyor, artık bu işler böyle, başka ülkelerde de aynı. Aklıma hemen o dönemki İngiliz başbakan Gordon Brown’ın piyasaları rahatlatmak için tahtaya yazdığı bol sıfırlı kredi geldi.

Artık kapitalistler de o kendinden menkul tavırlarından vazgeçmiş. Dikkat edilirse artık “küreselleşme” diye bir kavram hiç zikredilmiyor. Ana akım ekonomistlerin (bizde televoleciler deniliyordu) de hiç sesi sedası yok. Bu durumda artık tam zamanı demek ki. Artık Wallerstein gibi bazı eleştirmenlerin sistemi ancak kendi çelişkileri yok edecek şeklindeki beklentisini rafa kaldırmak lazım. Direnişi küçümseyen bu tavrın ABD orijinli uzmanlardan bile rağbet görmediği ortada. Çünkü sistem şu ya da bu şekilde kendini yeniden üretiyor