Bir Ölüm Bağışlamak

Gölge Konuşuyor;

Böyle bir sondan sonra hemen oturup yorum yazmamak gerekir….

İki Gün Sonra

Eric iyi çocuktu aslında, her şey lanet Volkmar’ın yüzünden, o yetmiyormuş gibi sonradan Grigori ortaya çıktı, aslında başlarda Sophie’nin kendisine ilgisi vardı sanki, Sophie’nin yüzündeki  o muzip ifadenin anlamınını çözememişti bir Görseltürlü. Ama bunları düşüneceğine elini çabuk tutabilirdi Eric. Sophie’nin “Biz kardeşiz” muhabbeti  de onu engelledi biraz. Bunu bir çok kadın yapar değil mi, kadınların kendisiyle ilgili niyeti olan erkeklere kardeş muhabbetti yok mu, riyakarlığın daniskası, tabi erkeklerin de bacı muhabbeti…Bir arkadaşım bacı muhabbet göt muhabbetidir demişti…Bu sonu sadece bir gönül meselesindeki rakiplere bağlamamak lazım yine de, biraz da Nazizm’e bulaşmıştı Eric, “biraz mı?” Ha bu arada Sophie’de kızıllara, özellikle de Lenin’e sempati duyuyordu.

Hikayeyi bize Eric anlatıyor, ama romanın yazarının kadın olması ilginç bu açıdan. Kadın yazarların hikayeyi birinci tekil şahıs “ben” tarafından aktarırken, kadın yazarlardan “ben”in erkek olduğu romanlar daha önce de okumuştum. Ama erkek yazarların böyle bir şey yaptıklarını, kadın suretinde hikaye anlattıklarını pek hatırlamıyorum, varsa da az. Buna dayanarak sanki kadınların erkekleri daha iyi çözdüklerini söyleyebilir miyiz? Söyleyelim hadi… Erkeklerin fakat, kadınları çözmek gibi niyetlerine pek rastlayamıyoruz.  Varsa da böyle erkek çok az. Biz erkekler biraz daha fazla kadın yazar okuyarak bu sorunu bir nebze aşabiliriz düşüncesindeyim…

Romana bir aşk romanı etiketi  yapıştırabiliriz. Aşk romanlarından pek hazzetmeyen bendeniz bu kitabı sevdi….Bitirirken slogan şu olsun: Mütevazi bir Mata Hari hikayesi…Neyse bu kadar yeter, aslında biraz Conrad’tan bahsedecektim.Bin dört yüz vuruş şimdiden olmuş bile…

Kitabın Sayfalarından;

Ertesi gün, Kratoviçe’ye yeni gelen Rus göçmenleri, yolda, kar fırtınası geçene kadar dinlendikleri bir kulübenin sundurması altında, gocuklu genç bir köylü kızına rastladıklarını anlattılar. Askerler, yerel ağzı bilmediklerinden çekingenlikle, bir iki şakalaşıp selamlamışlardı kızı; o da onlara ekmek ikram etmişti. Ardından, göçmenlerden biri Almanca bir soru sormuş, kız, sanki yerel dilden başkasını bilmiyormuş gibi, başını iki yana sallayarak cevap vermişti. Chopin, Conrad’ı civarda aramaya çıkmaya ikna etti ise de, bir sonuç alınamadı. Marba civarındaki bütün çiftlikler boşaltılmıştı; kırda rastlanan ayak izlerine gelince… herhangi bir serseri  ya da askere ait olabilirdi pekala. Ertesi gün hava öyle kötüydü ki, Chopin bile caydı aramaktan ve yeni bir Kızıl akını, Sophie’nin gidişinden başka şeylerle uğraşmak zorunda bıraktı bizi.

Conrad kız kardeşine bakıcı tayin etmiş değildi beni; Sophie’yi yollayan da ben değildim üstelik: En azından kasten yapmamıştım bunu. Fakat genç kızın kaygan çamurla cebelleşmesi, o uzun gecelerde, adeta bir hayalet gibi musallat oldu uykularıma. Ve gerçekten de, öldükten sonra bir daha hiç kaybolduğu dönemdeki gibi kaçırmadı uykularımı Sophie.