Kuramdan Sonra

Gölge Konuşuyor:

Bir edebiyatsever olarak edebiyat dışı kategorilerinden okuma listeme dahil etmekte tereddüt etmediğim yazarlardan biridir Terry Eagleton. Onun toplumbilimciliğine, eleştirmenliğine laf yok. Ama biz edebiyatseverler onu edebiyatçı kimliğiyle bağrımıza basıyoruz. Kuram ve inceleme kitapları yazsa da edebiyatçı tadında bir dili var onun. Ne var ki çoğunlukla bir okçu gibidir. Okların hedefinde de Ferdinanad de Saussure ve çömezleri vardır. Onun ülkemizde iyi çevirmenleri olduğunu da biliyoruz. Uygar Abacı’yı bilmiyordum ama gerçekten iyi bir iş yapmış ve kitabın estetik yönü de kayba uğramamış. Bu okuduğum beşinci Eagleton kitabı. Bir dostum en iyi kitabının Kuramdan Sonra olduğunu söylemişti. Dostumun düşüncesine katılmamak mümkün değil.kuramdan 001

Birilerinin ipini pazara çıkarma konusunda da kararlı Eagleton. Ne var ki okur olarak biraz irkildim. Saussure’den bugüne oldukça kapsamlı bir külliyata da şüpheyle yaklaşmamıza neden oluyor Terry Eagleton. Dilci ve göstergeciler. yapısalcılar, kültürcüler, postmodernler ve postyapısalcıların birbirini takip eden kuram silsilesini gözden geçirmek istiyordum aslında. Biraz okumuşluğum da var. Bundan sonra da okuyacağım büyük bir istekle. Ne var ki, okurken üstümde her zaman bir Terry Eagleton gömleği olacak. Eagleton’un haz etmediği bu yazarlardan Gilles Deleuze, Jacques Lacan, Louis Altthusser, Ernest Laclau gibi yazarlar ile tanışıklığım var zaten. Ama benim okuduğum, külliyatın küçük bir kısmı sadece. Okumadıklarımı da az çok biliyorum ama birinci elden okumadım işte.

Şimdi Eagleton’un bu kültür kuramcılarını ya da postmodernistleri, adını ne koyarsanız koyun neden sevmediğine gelelim. Bir kere Terry Eagleton net konuşur. Lafı dolandırır, meseleyi açar, örneklendirir ama söylediği nettir ve anlaşılırdır. Postmodernistler tam tersine lafı eveleyip geveleyip meseleleri sonuçsuz bırakıyorlar. Her meselede bir şüphe şemsiyesi olmalı onlara göre. Olumsallık ya da müphemlik diyorlar. Mesela şöyle bir örnek verelim. “Savaş kötüdür” ve “Kurbağalar kahkahalarla gülerler.” gibi önerme ortaya atalım. Benim için birinci önerme doğrulanabilir bir önermedir ve güçlü kanıtları vardır. İkinciside yanlışlanabilir. Ne var ki, postmodern için bu iki önerme birbirinden farklı değildir. Doğrulanabilir ve yanlışlanabilir olmalarının bir önemi yoktur. Postmodern size önermeye doğru ya da yanlış demekle ne demek istiyorsun şeklinde bir soru ile cevap verir. Bu durumda ben de tıpkı Terry Eagleton gibi öfkemi kontrol etmeyebilirim.

Aynı mantıkla postmodern kuramcı, aydınlanma, kapitalizm, liberalizm gibi günümüzün dünyası ile ilgili sorunlarını “büyük anlatı” diye yaftalayıp ikinci plana itmiştir, bunun yerine, fermuarın tarihi, seksin tarihi gibi görece önemsiz konularla ilgilenmişler.  Lyotard gibi devrimcilikten devşirme bir postmodern, galaksiler arası yolculuk mümkün mü gibi alakasız meselelerle ilgilenmişler, dünyanın devasa meseleleri dururken.

Eagleton konuyu epey ayrıntılandırmış. Özetle o da, Frederic Jameson’un, postmodernizm, modernizmin başka araçlarla sürdürülmesi tezine katılır ve anlamı bulanıklaştıran bu tezin aslında neo-liberalizmin ideolojisi olduğunu düşünür. Ama o doğrudan böyle ifade etmez, Chantal Mouffe ve Ernest Laclau postmodernizmin manifestosunu ilan ederken ufukta Reagen ve Teacher’in silueti belirmişti, şeklinde kendine has üslubuyla ifade eder.