Orospu Kırmızı

Gölge Konuşuyor;

Keşke bu şiirler daha önce karşıma çıksaydı. Bir ara ülkem kadınlarının yazdığı konusu isyan ve direniş olan şiirler araştırmıştım. 8 Martta emekçi kadınlara şiir okuyacaktım. Günün ruhuna  uygun bir şiir okumak bulmak istemiştim. Araştırmam beklentilerimi orospu kırmızıkarşılamamıştı. Karşılaştığım daha ziyade “penis kıskançlığı”ydı…  Sylvia Plath’in Lesbos adlı şiirinde karar kılmıştım. Okuduğum şiir kadınlar arasında, erkek şairlerimizin kadını aşkla özdeşleştiren şirlerine göre daha az tutulmuştu nitekim. Umay’ın şiirleri, Sylvia’nın şiirleri kadar sert değil belki ama güçlü ve derin… Umay’dan şiir seçermiydim bilemem ama, o gün okuduğum kadın şairlerimizin şiirleri Orospu Kırmızı’daki birçok şiir kadar etkili değildi bence. Yerleşik değerlere karşı bu kadar sert değildi o şiirler….

Şiirler;

Yüreklerinin en düşsüz yerinde
öyle apansız kalakaldım.
Ben kötüyüm, erdem kimin adı.
Bir bıçakla rüzgar sokarım içime
sonra iyileşeceğimi söylerim
Cam kırıklarının üzerinde sevişmekten bıktım derim.
Az acıyı arıyordum kendi kanımı içiyordum derim.

Dilsizim
babam da yok benim.

Düşünme, uyu. Belki bir gün kapını çalmadan geçerim, sen de kapıyı açmak için yeniden uyanırsın.

Her defasında kırılan bir kurşun kalem bu. Her defasında kırılan bir kurşun kalem bu. Seni tek bir dokunuş için ölümsüz yapıyorum.

Sokaktan geçen kamyon oturduğum koltuğu devirdi. Zaten hep sensiz olduğumu anladım. Zaten hep sana yazıyor olduğumu. Büyük bir hızla kendi hapishanemi inşa ediyorum.

Birkaç sözcük inliyor dilimin altında, gerçek ne bilmiyorum. Bir suçlu gerek bana..; hemen şimdi, benim gibi. (sf. 7-8)

Herşey dönüyor ve kendi etrafindaki tüm masumiyeti yok ediyor.  Cehennemi sevmekten başka elimde insanca kalan ne var ki. Herhangi bir sokakta ona rastladığımı unuttuğum için seviyorum cehennemi.  Cehennemi ruhu hala üşüyenler için istiyorum. Kendi kötülügümü istiyorum, son bir defa ara istiyorum. (sf. 15)