Mektup Aşkları

Gölge Konuşuyor:

Sadece mektuplarla kurgulanmış değişik bir roman. Çok az rastlanır bir roman tekniği.  Dil, üslup tamam. Tabi çoğu metin yazarın okura ödevi gibidir. Mektup Aşkları da öyle bir metin. Okurun işi de metnin bütünlüğünü görmek. Bu anlamda Leyla Erbil okura çok iş bırakmış.tara0013

Leyla Erbil bilinçli olarak karakterlere derinlik biçmemiş. Görüntüyü kurtaran, ışıldayan sözüm ona edebiyata, müziğe, şiire ilgi duyan, “sanattan anlayan” bu seçkin güruhun nasıl tökezlediğini bazen şaşırarak, bazen de sıkılarak okuyorsunuz. Öfff dediğim yerler vardı, çoktu. Çünkü bu üretemeyen zavallılar kendini tekrarlamaktan başka bir şey yapmıyorlar. İnsan ilişkileri  ve sosyal zeka başka şey gerçekten. Karakterlerin hepsi aynı demiyorum tabi, evet çoğu zaman sığlıkta birbirleriyle yarışır gibiler ama, birbirlerine üstünlükleri ve birbirlerinden aşağı tarafları var tabiki. Romanın en önemli karakteri Jale sanki diğerlerinden biraz daha yüksekte.

Jale’ye mektuplar şeklinde roman. Son sözü Jale söylüyor.  Erkek kahramanlarının tamamı aşk mektubu yazıyor. Beş erkek kahramandan biri olan Reha belki bu dediğime itiraz eder ama, ben onun mektuplarında da Jale’ye beslediği duygular seziliyor. İki kız arkadaştan gelen mektuplar da var. Sacide ve Ferhunde’den. Bir de hepsinden ayrı duran, aşıklardan Zeki’nin şeri hukuka gönül vermiş babasının bir mektubu var.

Leyla Erbil’in çok sevgilisi olmuş mudur, bilinmez ama, Jale’nin bu heriflerden hiçbiri ile yapamayacağı kesin. Roman açılırken sahnede İhsan vardır, İhsan’dan önce de Zeki varmış. Dilsiz Meee duygularına karşılık bulmuş mu? Sıralamada kaçıncı olmuş, onun açıklaması yok.  İhsan ile ilişkisi nihayetlenince Jale, soluğu Ahmet ile nikah masasında alır. Ben bu evliliğe karşı çıkardım ama Jale kararını vermiştir. Romanı bir seriye dönüştürseydi yazar ikinci kitabın başında Jale’yi Reha ile göreceğimize eminim. Leyla Erbil düşünceli biri olduğu kesin, okurunu kanser edecek hali yok.

Her şeyi kader olarak görünen İhsan hikayenin en sıradanı bence. İhsan insana aşkın söz ile olamayacağı düşüncesine gark ediyor okuru, ama diğerlerinin de ondan geri kalır yani. İnsanın aklına hep şu soru geliyor. Aşk nedir? Gerçek aşk ya da mutlak aşk diye bir şey var mıdır? Romana baktığımızda, erkek ve kadın, iki farklı mantık, sanki hiçbir zaman aynı frekansta birleşemeyecekleri izlenimi var. Romanda da karakterleri bu soruları soruları soruyorlar , kendilerine ve Jale’ye. En iyi seçenek bol bol sevgili değiştirmek sanki, en azından kadın için bu böyle. Esas olan alışkanlıklar ve insanın yalnız yapamadığı gerçeğiymiş gibi görünüyor. Aşk seçiminin doğru olduğu konusunda kendini ve başkalarını ikna etme sanatı. Özellikle kadın bunda çok başarılı, birliktelik devam etmeyince “artık onu tanıyamıyorum” oluyor.

Zeki, Jale’yi bir türlü unutamayanlardan. Felsefi alt yapısı sağlam birine benziyor. Sanki intihar takıntısı var. Son mektupları kısa aforizmalar şeklindedir. Ama ben yine de onun mektuplarını İhsan ve Ahmet’in sevgi sözcükleriyle bezenmiş boğucu mektuplarına tercih ederim. Askerlik görevini ifa eden Dilsiz Meee’nin sözüm ona esprili mektuplarından da haz almadığımı söylemeliyim. Ferhunde’nin takıntılı hali, sacide’nin kibri de irite etti. En büyük tokatı son mektupta yadiğimi söylemeliyim: Güçlü biri olduğuna inandığımı Jale’nin Sacide’ye gönderdiği mektup…

Sevdiğim bir roman oldu Mektup Aşkları sevmediğim karakterlerine rağmen. Ama ne yapsın Leyla Erbil, insan olgunlaşmamış bir tür…