Sekizinci Hayat

Gölge Konuşuyor:

Bir daha ya görürüm ya görmem diye düşündüğüm bir dostumla vedalaşır gibi bir parçası olduğum bu dev romanı sonlandırırken, romana konu olan Yaşi ve hikaye ilerledikçe onlara akraba olan Eristavi ailesinin yüzyıllık yalnızlığı etkiledi beni. Ailenin dramlarla dolu kaderi, sanki ülkeleri Gürcistan’ın da kaderiymiş gibi veriliyordu. Her bölümü bir hayatı, bir kuşağı merkeze alan anlatıyı yedinci hayatın merkezinde olan Niza, sekizinci hayatın merkezinde olması düşünülen Brilka’ya anlatıyor. Sekiz ya da sekizinci Gürcü dilinde cennet demekmiş. Sekizinci Hayat olan Brilka’nın merkezde olduğu olduğu hayatın hikayesi şimdilik boş bırakılmış 2007 yılı itibarıyla. Belki yüzyıl sonra onun hikayesi de, doksan dokuz yaşında hayata veda eden büyük büyük annesi Stasia gibi dev bir romana konu olacak.

Yüzyıllık Yalnızlık’da Ursula ne ise Sekizinci Hayat’ta Stasia o. Ama Yüzyıllık Yalnızlık bu kadar hüzünlü müydü? Okuyalı neredeyse çeyrek yüzyıl olmuş. Evet gerçekten bu hüznü yedinci hayatta çok fazla hissediyorsunuz. Bu bölümden verdiğim alıntıda da bu anlaşılır. Son yıllarında artrit ile mücadele ettiği o uzun yaşamında o dediğimiz dramların çoğuna şahit olmuştu Stasia. Ölümler özellikle. Çocuklarını, torunlarını ve akrabalarının ölümüne şahit olmuştu. Beklenmedik kazalar ve cinayete kurban gidenler de vardı bu yaşamda.

Ama ailenin zimmetinde olan bir cinayet de vardı. Acaba diyordum tüm lanetin sebebi hesabını veremedikleri bu suçları mıydı?

Kitabın Gürcü bir yazarı var ama Alman edebiyatı diye geçiyor roman. Nino Haratischwili Almanya’da yaşayan, Almanca yazan Gürcü asıllı bir romancı. Bu romanı da bildiğim kadarıyla çeşitli ödüller almış. Romanın içerik olarak sadece giriş bölümü ile yedinci bölümdeki bir kaç ayrıntı dışında Almanya ile bir alakası yok.

Yayıncı Aylak Adam belli ki büyük projelere imza atmak istiyor. Bu roman da bu amaca uygun. Sanırım romanın yayınlanmasında bazı sponsorlar destek olmuş. Ama kitabın büyük sayfalarda küçük puntolar halinde verilmesi ve sayfalardaki kenar boşluklarının yok denecek kadar az olması okumayı zorlaştırıyor. Şöyle bir bilgi vereyim orjinali 1280 sayfa olan kitabın Türkçe baskısı 792 sayfa. Yine de bu her yönüyle  büyük okuma projesini kafanızın rahat olduğu ve okumaya daha fazla zaman ayırabileceğiniz bir zamanda gerçekleştirmeniz daha doğru…

Niza’dan Brilka’ya:

“O gün o karanlık tali yolda o güzel hayvanı ezmekten son anda kaçabildiğimizde, ona, gözyaşlarının, yıkılmanın bir hayvanı öldürme korkusuyla değil, hala sevebildiğimi, onu sevdiğimi aniden anlamamla ilgili olduğunu açıklamalıydım.

Neden ona kaburgalar arasında bir boşlukta yaşamanın, bu duygunun bana verdiği hiç bitmeyen bir yok edici korkuyla yaşamaktan daha iyi olduğunu söylemedim? Neden ona, onun bana duyduğu sevginin benim için hayati bir tehlike anlamına, o sevginin sahibi olan kişinin gitmesinin veya sevgiye karşılık vermemesinin ardından sevginin hızla nefrete, yıkıma dönüşeceğini bildiğimi açıklamak üzere yeterince cesaretim yoktu?

Aynı zamanda kendi kendime ona nasıl direnebileceğimi soruyordum. Beraberinde getirdiği dalgalara nasıl dayanabilirdim? Onunla birlikte hayatıma girecek olan orduyu nasıl durdurabilirdim? Ablamın renkli gözlü yüzünü, Stasia’yla iskambil oynayan hayaletlerini, Kostya’yla zehirli kederini, tanımadığum kız kardeşi Kitty’yle biraz ürkütücü şarkılarını, Kitty’nin İngiltere sahilindeki eski sevgilisini, Christine’yi, onu yaşarken gördüğüm son saatlerdeki perdesiz yüzünü, David’le kolyesini, annemle en sevdiği çocuğuna ağladıktan sonra ölen gözlerini, Cello’yla terk edilmiş matbaada kıçıma bastırdığı çıplak kasıklarını nasıl durdurabilirdim? Bu ordu beni ezer geçerdi, çaresiz kalırdım.”