Yara İzleri

Gölge Konuşuyor:

Bu derece öykü ve roman okumuş olmanın beni ne tür bir insan yaptığı benim için muamma. Edebiyat insanı değiştirebilir mi? Beni bu derece etkileyen şeyin bu durum da değiştirme gücünün olması lazım. Yani şu anda olduğumdan farklı bir insan olur muydum sorusuna olabilir diye cevap verebiliyorum. Edebiyat bilgilendirmekten ziyade duyguları etkiler. Estetik insanın dünyaya başka türlü bakmasını sağlayabilir.

Oldukça kötü, güvenilmez, yeraltı karakteri ile karşılaşmama rağmen edebiyatın beni daha iyi yaptığını düşünüyorum. Velhasılı en çok emin olduğum küçük hesaplar yapmaktan kurtulduğum. Yara İzleri bu anlamda beni sıkıştıran bir roman oldu. gerçekten hiç de sevimli olmayan karakterlerine karşı sempati beslememizin önünde engeller var. Bir kere romana konu olan üç kız kardeşi sevemiyoruz. kardeşlerin sevimsizliğinin yanında yazarın tarzı da böyle hissetmemize neden oluyor. Çünkü merhamet duygumuzu ironiye kurban ediyoruz. Aslında her biri birer düşkün olan kız kardeşlere karşı merhametsiz olmamız son tahlilde sözünü ettiğimiz iyi insan olmanın karşısına şüphe bulutlarını koyuyor.

Yirmi dört saat sonra yazıyorum bu yorumu. Dolayısıyle bazı şeyleri birbirne karıştırmış olabilirim. Misal hangi kardeşin en büyük, hangi kardeşin ortanca, hangi kardeşin en küçük olduğu hatırımda değil. Önce şu kardeşlerin bazı ortak özelliklerinden bahsedelim. Üçünün de düşkün ve güvenilmez olduğunu söylemiştik. Ayrıca her üçü de erkeklerle sağlıklı ilişkiler kuramıyor. Çocuk yapmakta göstermiş oldukları hüneri evlenmede gösteremiyorlar.

İsimlerinden ziyade haklarındaki bir ibareden oluşan etiketlenmelerle hatırlanması da romanın karakter alt yapısının sağlam olduğunu gösteriyor. Biri “acılar icat eden”, ikincisi “telefon bekleyen” ve “bir delilik yapan.” Acılar İcat Eden’de yan Jennifer’de bir tür psikopatlık var gibi. Beni rahatsız eden kendini yaralama şeklindeki sıra dışı durumlar nedeniyle insanların merhamet duygularına seslenip ve bundan kazanç sağlamasını tuhaf ama sahtekarca buldum. Tebessümden ziyade, durumu onaylamayan bir mimikle olayı geçiştirdiğimi söylemeliyım. Alvaro karakteri nedeniyle de şiddetin ve sevginin kaynağının ortaklığına işaret ederken Erich Fromm’a selam gönderiyor sanırım. Bir diğer kardeş takıntılı Amanda bir ara hayatında olmuş sevgiliye hayali mektuplar yazarken, sürekli ondan telefon gelecek beklentisi içinde. Onun anlattığı bölümler bana aklını yitirmiş birinin hezeyanları gibi geldi. Histerik yapısı olan Bir Delilik Yapan yani Leticia da Amanda’nın tam tersine histerik bir yapısı var. Odaklanamama, kararsızlık ve şüphe ile bakma onun öne çıkan özellikleri.

Tüm hikaye bir çizgisellik ekseninde gelişmiyor. Şunu söyleyelim, en sondakini en başta söyleyip Garcia Marquez’e de selam gönderiyor. Zaten Gabo da kitabın yazarına bayrağı teslim edeceğini söylemiş. Jorge Franco, Gabo kadar gerçekçi olabilir ama büyülü tarafı üstadın çok gerisinde. Dediğimiz gibi sondakini başta söylemek suretiyle bizim olayların gerçekleşme sürecine odaklanmamız sağlanıyor. Bu da romanın başarılı olduğu ikinci bir durum….