Kanguru Defteri

Gölge Konuşuyor:

Kobo Abe’den henüz çok gençken yirmi – yirmi beş yıl önce Kutu Adam adlı bir roman okumuştum. Geçen zaman zarfında bu romandan zihnimde hemen hemen hiçbir şey kalmadı. Ya da bilinç dışına itildi, çağrılmayı bekliyor. Kobo Abe ile asıl tanışıklığım,kısa bir süre önce okuduğum ve bence modern romanın en iyilerinden olan Kumların Kadını’ydı. Ve şimdi de bir başka romanı Kanguru Defteri’ni bitirdim. Öncelikle şunu söyleyeyim Kumların Kadını ile Kanguru Defteri’nin aynı kalemden çıktığına inanmak zor.

Kanguru Defteri ile ilgili kendinize bu roman ne anlatıyor diye bir sormazsanız iyi olur. Çünkü bu durumda zokayı yemiş olabilirsiniz. Sormamanız durumunda eğlenceli olabilme ihtimali yüksek. Kumların Kadını’nın yazarının neden böyle bir roman yazdığı sorulabilir ancak.

Ben şöyle düşünüyorum. Kendisini eleştirenlere bir cevap ya da kendisiyle dalga geçenlerle dalga geçiyor. Postmodern roman onun yazdıklarının parodisini yapmışsa Kobı Abe’de demekki parodinin parodisini yapmış. Kumların Kadını’nda sanki bir çemberin içinde dönenip duruyordunuz. Belli ki yazara hayat hep ileriye akar demişler, geriye dönüşler yoktur hayatta. gerçekten bu romanda hiç geriye dönüş yok, zamanda ve mekanda. Gerçekten bir olaydan başka bir olaya atladığımız için tümellere varmamız mümkün değil. Yine de hikayeye parçalı bir hikaye diyemeyiz, her gerçekleşen olay bir öncekinin sonucu.

Alabildiğine absürt, alabildiğine grotesk. Yani zaten başlar başlamaz kahramanımızın bacağında turp filizleri çıkıyor ve bundan dolayı da başına bir dizi olay gelecek ve sanki hastanedeki yatağı Kaptan Nemo’nun Nautilus’u olur ve onu inanılmaz yolculuğa çıkarır.. Bu yolculukta ayrıca Drakula’nın kızı olan vampir hemşire ile tanışır; alevden bir derede yol alır; ötanazinin söz konusu olduğu bölümlerde intihar temel bir insan hakkı mı, veyahut bir cinayet mi konusu tartışılır; şarkı söyleyen cüce cinlerle ve boyunluklu devlerle tanışır…

Anlatım da oldukça absürd. Şöyle benzetmeler yapılıyor: “İdrar torbamda sanki küçük örümcek yavruları oradan oraya koşturuyormuş gibi karıncalanma ve acı hissi vardı.” ya da “solucanları spagetti yer gibi yeme..” Kimilerin midesini kaldıracak fakat bana estetik gelen başka anlatımlar da söz konusuydu. “Ağzından soktuğu tüp adamın soluk borusundaki balgamları emerek temizledi. Sifon tipi kahve makinesi gibi fokurdama sesleri çıkarıyordu.” ya da “Pörsümüş patlıcana benzeyen simsiyah penisi aşağı doğru sarkarak çarşafa değiyordu.”

 

Reklamlar