Roza’nın Gözleri

Gölge Konuşuyor:

Roman, hikayesini dinlediğimiz emekli başkomiserin kısa bir biyografisi ile başlıyor. Bu gereksiz girizgahtan sonra romanın ilk sayfalarında bana ilginç gelen bölüm komiserimizin bir grup tinerci çocuk tarafından darp ediliproza yaralanmasıdır. Bu durum neden bana ilginç geldi? Çünkü benzer bir şey Dolmabahçe’de benim de başıma gelebilirdi ama ben savuşturmasını bildim.  Cebimdeki yirmi beş liranın yirmi lirasını onlara vererek, biraz da güleryüz gösterek işin içinden çıkmıştım. Belki çok güven olmaz bu çocuklara ama, onları görmezlikten gelerek ya da onlara sert davranarak sorunu biz yaratmış oluyoruz…

Neyse romana dönersek, aslında roman en başta bir gönül yarası hikayesi. Kubilay başkomiser ilk gençlik yıllarında kendisine yar olmamış sevdiği kadının, Roza’sının acısını kalbinde hissetmiştir tüm hayatı boyunca.  Roza’nın Süryani olması kavuşmalarının önünde en önemli engel imiş. Büyükler sevgililerin kavuşmasına rıza göstermemişler… Tesadüf o ki komiserimizin doktor oğlu da gönlünü bir Süryani kıza kaptırmaz mı. Bu durum Kubilay Bey’in yarasını takrar deşer. İlk baştaki hoşnutsuzluğa rağmen doktor ve sevgilisinin evliliklerine  ebeveynleri rıza gösterir.

Aslında Kubilay Bey’in işleri yolunda gitmiş. Öğretmen olan eşi ile birlikte yeterli gelirleri olmuş her zaman. Bir süreliğine tayinler nedeniyla ailesinden ayrı kalsa da, ailesi ve özellikle iki çocuğu hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmamış Kubilay Bey’i.  Son dönemde kendisini tehdit eden bir Kürt ailesinin sağlık sorunları yaşayan çocuğuna da yardım eder.  Ne var ki bütün bu yaşantı ona Roza’sını unutturamaz . Çare olarak Roza’yı tekrar görme kararı alır.

Kararını uygulamaya hemen geçirir. İki Süryani arkadaşı ile Mardin’e gitmeye karar verir. Esas amaç Roza değil Mardin’i görmek gibi görünür üç arkadaş arasında. Yol boyunca  komiserin arkadaşlarından Zeyyat Bey, komisere Süryaniler’den bahseder. Kökleri Nuh nebiye dayanan asil bir soy olan Süryaniler’in yaşadığı acılardan bahsedilir. Burada bir parantez açmak gerekir, roman boyunca halkların kardeşçe, yan yana yaşamalarının mesajları verilir. Türkü’ün, Arap’ın, Süryani’nin, Kürt’ün kardeşlik duyguları içinde Mardin şehri bağlamında somutlaştırılmış. Burada hoşuma gitmeyen tek şey; Arap’a Arap, Türk’e Türk, Süryani’ye Süryani denilmiş ancak neden Kürt’e Kürt asıllı ya da Kürt kökenli denilmiş, anlamak güç. Kürt’e bir de kuyruk takılmış. Bu galiba Kürtlerle ilgili bilince ve hatta bilinç altına yerleşmiş bir inkar ve sansür duygusu…

Daha önce Bermal adlı romanını da okuduğum Kemal Siyahhan’dan biraz bahsetmek gerekir. Gerçekten Kemal Siyahhan’ın belli ki anlatacak güzel hikayeleri var. Ama kalemini biraz bilemesi gerekir.  Güzelim öyküler heba oluyor çünkü. Onun tarzı bana sanki bir gazeteci yazarın ya da bir muhabirin yazdıklarının tadını veriyor.  Şunu unutmamak gerekir,  bir anlatının edebiyat metni olması metnin ne anlattığı ile ölçülemez: Ölçü yazarın anlatma biçimidir. Anlatıya uygun yeni bir dil geliştirmesidir…

Kitaptan:tara0010