Rita

Gölge Konuşuyor:

Bu hikayeyi bilmeyecektik belki de romandaki nesneler dile gelmeseydi. Kolye, dolmakalem,şamdan, klarnet, makas, radyo, zımba, tespih, radyo, yüzük, gözlük, ampul ve hatta hamamdaki karanfilli fayans bile konuşuyor romanda. Hepsi bir araya gelerek hikayeyi kotarıyor yüzlerinin akıyla.

Kemal Safa Güntekin’in Kadın Düşkünü’nden aldığım keyifle bir diğer romanı Rita’ya da başlayıp bitirdim. Yazar ile ilgili şunu söyleyelim, kendileri bir günümüz romancısı, isminden dolayı bir klasik Türk edebiyatı romancısı sanılabilir ama değil. Bu roman ilk roman kadar keyifli gelmemiş olsa da bin dokuz ellilerin Kayseri’sinin gayrı-resmi panoramasını sunduğu için bence daha kıymetli.

Ellilerin ortalarındayız. Kayseri bugünden farklı gibi. Bana şehir eskiden daha güzelmiş dedirtti. Bir kere daha kozmopolitmiş. Ama o günkü tahammülsüzlük Kayseri’de de var. Takvimler 1955’i gösteriyor. Her ne kadar hiç değinmemiş olsa da 1955 Rumları planlı ve kasıtlı bir şekilde “deffedildiği” 6-7 Eylül Olayları’nın da tarihi. Her yerde olduğu gibi Kayseri’de de iyi ve kötü insanlar da var. Komünistlerle işbirlikçisi olan Ermeniler arasındaki Türk devletini yıkmak ve komünist bir yapıya dönüştermekle ilgili işbirliği olduğu resmi makamlarca doğrulanmakta. kullanılan dil açısından da, nefret söylemi olarak da, ayrımcılık bağlamında da değişen bir şey yokmuş bugüne kıyasla.

Biraz da hikayeye dönersek Rita takma lakaplı bir dilberin başrolde olduu roman. Kapakta da seçildiği gibi hanımefendide boy bos endam yerinde. KSG önceki romanında da olduğu gibi uçkur düşkünlüğünü iyi anlatıyor. Tabi ki Rita’nın ilgisi çekmeyen yoktur. Rita rahat davranan biri olduğu için “oruspu” olarak yaftalanmakta ahali tarafından.  Hastalıklı bir derecede ona tutkun olanlar da var. Onu elde edemediği için dünyaya küsenler olduğu gibi, kafayı yiyip sağa sola saldıran, ortalığı kana bulandıranlar da var. Hikaye dallanıp budaklanınca birçok birbirinden renkli karakter de boy gösteriyor. Yer yer mizah tadında olurken, özellikle kodes bölümlerinde tekinsiz bir atmosfer de söz konusu. Namus bekçisi kesilip de en katmerli ahlaksız kesilen ikiyüzlülerin foyası meydana çıkarılıyor.

Bütün nesneler ellilerden olduğu gibi, bütün insanların da ellilerden. Daha muhafazakarlaşan Anadolu şehirlerinin tarihsel olarak birbirinden farklı kültürlere ev sahipliği yapması da maalesef aydınlık bir kente dönüştürmemiş bugün. Ama biz huzurumuzu bozmayalım yine ellilere dönelim. Mesela o günkü otomobillerden bahsedebiliriz. Otomobil meraklıları için de romanda tatmin edici bilgiler var…