Modernizm İdeolojisi

Gölge Konuşuyor:

Aslında bu kitabı okumaktan çok içindeki bir yazıyı okumak istemiştim. Fredric Jameson’ın Çokuluslu Kapitalizm Çağında Üçüncü Dünya Edebiyatı adlı tartışmalı makalesi Türkiye’deki edebi çevrelerde özellikle eleştiri dünyasında epey yankı bulmuştur. Ben de bu otuz sayfalık inceleme için dört yüz sayfayı okudum. Başlamışken hepsini bitireyim dedim. Ne var ki, bu sözünü ettiğim inceleme kitap içinde en az beğendiğim bölüm oldu…

Bu incelemedeki şu cümleleri infial uyandırmıştır: “Öne sürmek is­tediğim sav şu: Bütün Üçüncü Dünya metinleri, zorunlu olarak ale­goriktir, üstelik son derece özgül bir biçimde alegoriktir; bunların ulusaI alegoriler adını vereceğim alegoriler olarak okunmaları ge­rekir,..” Şu cümleye sarf eden kişinin konunun uzmanı olduğu düşünülebilir insan ama bundan emin olamıyoruz. Örnekleme yapıyor Jameson ama bence yetersiz. Evet haklı, birçok alegorik metin vardır ama hepsi değil. Alegorik olmak kötü bir şey değil ama bu metinle Joyce ve Kafka ile kıyaslanamıyacağını ifade ediyor. Bu konuyu bu şekilde kapatıyorum, ben de Jameson gibi eleştirinin eleştirisini yapmak istemiyorum çünkü.

Kitabın başlığının Modernizm Eleştirisi oladuğuna aldanmasın kimse çünkü kitap bir siyaset bilimi kitabı olmaktan ziyade bir edebiyat eleştirisi kitabı. Eh, zaten Jameson da kendisi gibi marksist olan ekürisi Terry Eagleton gibi edebiyatın ideoloji olduğu düşüncesinde. Ne var ki, Jameson; Eagleton kadar sivri dilli ve radikal değil. Zaten Jameson’dan destek aldığını söyleyen Eagleton onu arafta kalmakla suçlar. Son darbeyi indirmemekle itham eder.. Aslında kitabı boyunca Jameson, edebiyatın ideoloji olmadığını düşünenlerin tezlerini çürütme uğraşı içindedir. Jameson, bu arkadaşların sözüm ona kanonik olduğunu düşündükleri modern edebiyatın büyük anlatılarına karşı küçük anlatılara da yer açmaya çalıştıkları iddiasında. Başta söylediğim gibi eleştirinin eleştirisini yapmak istemiyorum, Eleştirinin eleştirisinin de eleştirisini yapmak istemiyorum. Bunun yerine Jameson’un kitabını sonlandırırken ( Hoş buradaki incelemelerin müstakilmiş, adamın bu isimli bir kitabı da yokmuş) sarf ettiği son cümleleri koyuyorum:

“Bu yüzden, bana öyle geliyor ki, bugün postmodernitede incele­me nesnelerimizi tekil metinlerden çok, özgül bir kültürel tarzın yapısı ve dinamiği oluşturuyor – eskisinin yerini alan yeni sanatsal ve kültürel üretim sistemi (ya da sistemsizliği) her ne ise ondan başla­mak üzere hem de. Artık inceleme nesnesi, tekil başyapıt değil, kültürel üretim sürecidir (ve onun, bizim kendine özgü toplumsal olu­şumumuzla ilişkisidir). Bu durum, metodolojik pratiğimizi (ya da daha çok, gündeme getirmek durumunda olduğumuz en ilginç teo­rik sorunları), tekil metin analizinden, üretim tarzı analizi adını vereceğim analize -ben kültür sözcüğünü bir tür antrolopojik anlam­ da kullanmayı sürdürenlere karşı bu formülü yeğliyorum.”
Reklamlar