Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’ı

Gölge Konuşuyor:

Çevremde marksist klasiklerin marksizmin dünyayı tahayyülünün en gerçek tahayyül olduğu inancıyla okuyan insanlar tarafından okunduğunu biliyorum. Benim de aynı amaçla söz konusu eserleri okumuş olduğum gerçeği de inkar edilemez. Şu ana kadar okuduğum marksist klasikleri aynı amaçla okuduğumu itiraf etmem lazım. Bu kitap hariç. Bu eseri daha ziyade bilgilenmek için okumak istedim. Fransanın on dokuzuncu yüzyılın ortasına denk düşen sınıf savaşları hakkında detaylı bilgiye ihtiyaç duyuyordum. Bunun nedeni de şu sıralar okuduğum ve bu konulara da değinen, aynı zamanda da bu eseri referans gösteren David Harvey’in Paris: Modernitenin  Başkenti adlı eserine katkı sunması beklentim…

Ama Marx’ı bilirim onun hem ironik, iğneleyici dilini, hem de edebiyatı, mitolojiyi referans gösteren tarzını… Gerçekten bu haliyle salt bilgi hedefindeki okur Marx’ı okurken yorulabilir. Kitabın sonuna iliştirilen altmış sekiz dipnot ve yine sayamadığım sayfa altlarındaki daha kısa dipnotlar. Dipnotlu okumalar her zaman yorucudur. Sevgili Marx edebiyatı mitolojiyi bırakıp daha kestirmeden anlatamaz mısın diyesim geliyordu bazen. Belki böylesinden daha çok hoşlanılır benim de beklentim öyle olsaydı daha çok zevk alırdım sanırım. Peki amacıma ulaşmadım mı? Kesinlikle ulaştım. Ama keşke yedi bölümlük, yüz elli sayfalık eserin, altıncı bölümün son iki sayfasıyla yedinci bölümü okumakla yetinseydim…

Ayrıca aktörlerin çokluğu nedeniyle on dokuzuncu yüzyıl Fransız tarihinin anlaşılmasının zorluğunu da bilen bilir. Aslında bu kitap bu tarihin sadece üç yılını anlatıyor. 1848 ile 1851 arası… Ama öncesine gidiyor önce Temmuz monarşisinin başlangıcı sayılan 1830 yılına sonrasında ise daha geriye on sekizinci yüzyıl sonu devrim zamanlarına… Yöntemdir bu tarih biliminde, evveliyatın bir miktar açıklanması gerekir, içinde bulunulan durumu açıklamak için…

1848 hem Avrupa siyasi tarihinde hem de işçi sınıfı tarihinde önemli bir yıl. Bütün Avrupa’yı saran direniş sayesinde ilk defa işçilerini duyurdular ve Fransa gibi coğrafyalarda da az da olsa yönetimde söz sahibi oldular. Ama tabi cumhuriyetçi bir ittifakın, koalisyonun küçük parçasıydılar. Yüzde beş-on arası…Ama tabi içi sınıfının küçük burjuvalarla, sol burjuvaziyle, köylülerle tarihsel olarak sorunlu olduğunu uzun uzun anlatıyor Karl Marx.  Kademe kademe Marx’ın dalga geçtiği bu koalisyon üç yılda nasıl bonapartizme dönüştü bu hem uzun uzun anlatılıyor, hem de altıncı bölümün sonunda iki sayfalık bölümde maddeler halinde veriliyor…

Kitap biterken bir takım kavramlar yerleşti diyebiliriz ama halen soru işaretleri var. Örneğin köylüler neden bonapartizmi destekler. Marx bunu açıklıyor ama  yine dalga geçerek, ağza bir parmak bal çalma, yöntemiyle gerçekleşen bir şey. Bir de şu var ki, bitti denilen anlayışların zamanla yine hortlayabileceğini de bu yüzyıl Fransa coğrafyasındaki tarihsel örüntüler gösteriyor. Bonapartizmin dört defa iktidardan uzaklaştırıldığını gördüğümüzde son tahlilde söylediklerimiz desteklenir…