Güzelin Bedeli

Gölge Konuşuyor:

87-93 arasında vücut bulmuş on bir denemeden oluşuyor kitap. Yani Berlin Duvarı’nın yıkılış tarihini ortalayan bir dönemde yazılmış. Dolayısıyla çağdaş Alman edebiyatının bu önemli isminin bu kriz döneminde oluşturduğu metinler döneme de ışık tutuyor. Özellikle esprili bir şekilde 31.12.1999 gününü Alman tarihi için önemli gün olduğunu söylüyor, yirminci yüzyıl terkedileceği için. Hep aynı tema üzerinden ilerlemiyoruz. Yazarın edebiyatın yanı sıra siyaset, spor, kültür üzerinden görüşlerine de tanık oluyoruz. Bazı denemelerde sıkıldım ama edebiyat ilgili söylediklerini çok önemsedim Walser’in. Özellikle Okur Özanlayışı adlı deneme edebiyat sahasında soluklananların kaçırmaması gereken bir deneme…

Eleştirinin nesnel ölçütlerinden haberdar olmama rağmen bir çok edebiyat eserinde ne kadar açık olursa olsun yeni şeyler bulmaya, gizil kalmış bazı durumları aydınlatmaya çalışırım kendimce. Bu çoğu zaman izlenimciliğimi konuşturduğum bir oyun gibi gelir bana. Yine Okur Özanlayışı adlı denemede Martin Walser bu konudan dem vuruyor. Kafka’nın ünlü metinleriyle ilgili bir tez yazmaya çalışırken hem hayal kırıklıklarını hem de aydınlanışlarından dem vuruyor. En büyük aydınlanışın aslında çok katmanlılığından dolayı bu eserlerle ilgili çok fazla şey bilinemeyeceği. Bunun nedeni de eserlerin halen yoruma açık olmasıdır. Bu durumda yazarın cümleleri okurun elinde başka bir şeye dönüşür. Walser, “her okur bu cümleyi bütünüyle kendi tasarımında canlandırır,” diyor konuyla ilgili olarak. Yine Proust’tan alıntıladığı “kitap, okurun kendi yaşamını onun yardımıyla okuyabileceği optik aygıttır” sözlerle aslında okuma macerasının okurun kendi macerası olduğunu dillendiriyor….

Alman yazını da eleştiri diyebileceğim kimi denemelerde mercek altına alınmış. Bunun yanında Alman edebiyatçılarının dönem ile ilgili negatif ya da pozitif konumlanışlarından bahsedilmekte. Özellikle Robert Walser ve Franz Kafka bu bahislerde gözümde daha çok büyürken, Thomas Mann’ı daha da antipatik yaptı gözümde. Örneğin onun, “Almanya’nın tüm erdemi ve güzelliği şimdi görüyoruz ki ancak savaşta serpiliyor.” gibi sözleri de bunun kanıtı.

Walser Alman yazının iki önemli karakteri Wilhelm Meister ve Jakob Von Gunten üzerinden bir edebiyat eleştirisi yaparken aynı zamanda uçlardaki iki Alman düşüncesinin de diyalektiğini yapıyor. Goethe’nin Meister’in en büyük sıkıntısı var olan düzende iyi bir konum elde edemeyişidir. Bunun yanında bu düşüncenin tam karşısında duran Vila-Matas’ın Bartleby’nin şürekasının bir numaralı faili saydığı Jakob Von Gunten’in direnişine şapka çıkarıyor Martin Walser.

Aslında romancı olan Martin Walser siyasi olarak kendini ait olduğu yeri söylemese de, bunun ipuçlarını veriyor. Hani duvar yıkılınca bayram yapmamış Walser. Dönemin entellektüel milliyetçilerine de kızgın. Walser’e göre kendilerinin o kadar çok duvarları varmış ki, duvar sadece Berlin’de değil Münih, Hamburg, Gelsenkichhen gibi bir çok Alman şehrinde de vardı zaten. Duvar öncesinde ve yıkılırken de o kadar çok zihinsel bölünmüşlük var ki, üzerinden eleştirel bir okuma olmadı mı yaranın kapanmayacağını düşünmekte Walser.

1990 tenisiyle ilgili Birimiz Hepimiz İçin adlı magazinel denemede Walser’in çok yönlülüğüne de şahit oluruz. Doksanların tenisçileri, özellikle Alman olanları ile ilgili olan Birimiz Hepimiz İçin adlı deneme spora ve tenise de bir güzellemeydi… Yine Lopez’in Yeri Kültür Sanat Sayfasıdır adlı denemede bazı çok uluslu şirketlerin kirli çamaşırlarından bahsedilmekte bir edebiyatçının kaleminden. Bunun yanıda sanat eleştirisi alanında önemli sayılabilecek Güzelin Bedeli ve 2000 Yılının Resmini Yapın adlı denemeler de okuyana yeni ufuklar açabilecek türden…