Oscar Wao’nun Tuhaf Kısa Yaşamı

Gölge Konuşuyor:

Çevirmenin işi zormuş gerçekten. Yöresel bir ağız ve argo sözcüklerle dolu bir roman çünkü. Ola ki bu kitabı okumayı düşünen olabilir, onlara tavsiyem oscarparantez içinde anlamı verilen orijinal dilindeki kelimeleri Türkçe anlamıyla birlikte not etmeleri. İşleri daha kolay olabilir böylece. Keşke yayıncılar kitap için bir sözlük hazırlasalardı. Gerçi bu romanı çok fazla kişinin okuma düşüncesinde olacağını zannetmiyorum.

Bir lanetlinin hikayesini kim merak edebilir ki? Götü yere yakın, Dominikli bir şişko zencinin hikayesiyle nam-ı diğer Oscar’ın hikayesi ile kim ilgilenebilir ki? Belki başka bir lanetli. Mesela ben.  Oscar’a ve Oscargiller’e musallat olan lanet, şimdiki ve sadece Oscar’ın fiziksel görünümüyle ilgili değil. Beş yüz yıllık bir geçmişi var bu lanetin. Kolomb’dan beri başlarında olan. Avrupalıların yaptığı yetmezmiş gibi birde yirminci yüzyılda diktatörleriyle cebelleşmişler. Dominik Cumhuriyeti’nin Trujillo adlı bir diktatörü varmış. 1930-1961 yılları arasında ülkesini yönetmiş. Tam otuz bir yıllık kan ve gözyaşı. Oscar’ın dedesi ve  dedesinin kardeşleri de büyük diktatör tarafından ‘imha’ edilmiş. İmha edilen ‘unsur’ların hattı hesabı yokmuş. Oscar’ın bakir kalmaya mahkum edildiği bir ülkede, lanet Trujillo en az on bin kadınla birlikte olmuş.

Fiziksel görünümüne karşın Oscar, hayata küskün biri değilmiş aslında. Çizgi-roman, özellikle fantastik romanlar okuma meraklısıymış. Dominik Cumhuriyeti’nin Tolkien’i olmaya adaymış. Ne var ki onun asıl mücadelesi okuma ve yazmayla değil, doğal olarak karşı cinsin dikkatini çekmeyle ilgiliymiş. Ablası Lola ona, hep bakir kalacağını söylerken o da ‘biliyorum’ cevabını verir. Yine de uğraşır, hatta bir defa hedefe çok yaklaşır. İşte hedefe bu kadar yaklaşmakla kendi sonunu hazırlar Oscar. Onun gibi adamlar hayata pamuk ipliğiyle bağlıdırlar. Bundan dolayı onlara yardım etmek isterken zarar da verebilirsiniz. Yunior’un yaptığı gibi.

Anne Beli, abla Lola ve arkadaş Yunior romanın yan karakterleridir. Hatta dikta rejiminin acılar çektirdiği dede Abelard Luis Cabral ve onun kuzeni La İnca da yine romanda önemli  karakterler. Geriye dönüşler sayesinde, dikkat çekici vücut ölçülerine sahip Beli’nin gençliğini, Abelard’ın dikta rejiminde yaşadıklarını ve La İnca’nın Abelard’ın ve kardeşlerinin öldürülmesi sırasında sessiz kalmasıyla ilgili yaşadığı vicdan azabını öğreniyoruz. Belicia Cabral yani Beli’nin olduğu bölümlerde yer yer dikkatim dağılsa da romanı yüksek bir motivasyonla okudum.

Tadımlık:

İlk, Afrika’dan geldiğini söylüyorlar; buraya kölelerin çığlıklarıyla taşındığını; tam da bir dünyanın yok olduğunu, diğerinin başladığı anı söyleyen, Taino’lara ölüm getiren bir beddua, Antiller’de karabasanın kapı aralığından Yaratılış’a sızan bir iblis olduğunu.  Fuku americanus, ya da yaygın kullanımıyla fuku; genel anlamda bir tür lanet ya da beddua, özel anlamıyla da Yeni Dünya’nın Laneti ve Uğursuzluğu. Amiral’in fuku’su da denir, çünkü Amiral Kolomb hem onu dünyaya getiren ebeydi, hem de Avrupalı kurbanlarının en önemlilerinden biri; Yeni Dünya’yı “keşfetmiş” olmasına karşın, sefil ve frengili bir halde, tanrısal (dique) sesler duyarak öldü. Santo Domingo’da, En Sevdiği Ülke’de (Oscar’ın,  sonunda Yeni Dünya’nın Sıfır Noktası dediği yerde), Amiral’in adı her iki tür –dar ve geniş anlamıyla-  fuku’nun eş anlamlısı olup çıkmıştır; onun adını yüksek sesle söylemek  hatta sırf duymak bile, sizin ve ailenizin başına bir felaket gelmesine yeter de artar.

Her neyse, adı ya da kökeni ne olursa olsun, fuku denen musibeti açığa çıkaran, dünyaya salan şeyin Avrupalıların Hispaniola’ya ayak basması olduğuna inanılır; işte, o günden beri de burnumuz boktan kurtulmamıştır. Santa Domingo fuku’nun Sıfır Kilometresi, ülkeye giriş limanı olabilir, ama bilsek de bilmesek de, bizler, hepimiz onun çocuklarıyız. (sf. 1-2)

Tanıtım Bülteni:

Oscar için hayat hep zordu. Geçmişi ta Dominikli atalarına uzanan bir lanet, bir fuku, kısa yaşamının üstünde kara bir karga gibi dolanıp durduktan sonra ömrüne son noktayı koydu.

Oscar için aşk hep zordu. “Yüzüklerin Efendisi” ve bilgisayar oyunları delisi bu genç adamla değil sevişmek isteyecek, sohbet edecek kadın bile bulmak neredeyse imkânsızdı. Oscar gitti, o imkânsız denizindeki en imkânsız damlayı buldu.

* Dominik Cumhuriyeti’nde şöyle derler: Her fukü’yu bozacak, laneti senden uzak tutacak bir karşı-büyü, bir zafa vardır.
Oscar Wao’nun Tuhaf Kısa Yaşamı, bir şey daha diyor: Kötülük kadar aşk da vardır.
Ve huzurlarınızda:
Oscar Wao’nun Tuhaf Kısa Yaşamı!

“Oscar’a göre okul, bir ortaçağ infaz gösterisinin günümüzdeki karşılığıydı; ağaç gövdesine başlanmak ve zıvanadan çıkmış, zaten yarım olan aklını hepten yitirmiş bir güruhun taşlamalarına, hakaretlerine katlanmaktan farksızdı; güya daha iyi, daha güçlü bir insan olarak çıkacağı bir deneyim, bir olgunluk sınavıydı, oysa gerçek hiç de öyle değildi…”