Pedro Paramo

Gölge Konuşuyor:

Hem  Garcia Marquez tarzı büyülü gerçeklik (hayal ile gerçek iç içe), hem de  Woolf tarzı bilinç akışı tekniği (izlenim, çağrışım, hayal ya da şimdi, geçmiş ve gelecek bir arada işlenmiş) olan değişik bir roman. Söylendiğine göre pedroPedro Paramo, Garcia Marquez’e esin kaynağı olmuş kitaptır. Ancak Pedro Paramo, Garcia Marquez’in roman ve öykülerindeki  mizah unsurlarını barındırmıyor. Pedro Paramo tam anlamıyla epik bir trajedidir… Bilinç akışı tekniği dedim ama burada birden fazla bilinci takip etmek zorunda kalıyoruz. Konuşan yazar değil, iç ses aracılığıyla konuşan romanın ana karakterleridir. Bütün bunlar  romanı biraz daha okunması zor hale getiriyor…

Romanın ilk anlatıcısı Juan Preciado’ya , anası ölmeden önce babasının Comala’da yaşayan Pedro Paramo olduğunu söyler.  Ve Juan annesine ölmden hemen  önce Comala’yı ziyaret etme sözü verir. Zaman kaybetmez hemen gider Comala’ya. Ancak vardığında Comala’ya, Pedro Paramo’nun artık yaşamadığını öğrenir. Annesinin ve babasının serüvenini köyün yaşlılarından öğrenmeye çalışır. Ancak bu kimseler hikayeyi tam hatırlayamadıkları için başka başka anlatırlar ve efsaneleştirirler. Ve öğreniyoruz ki Pedro Paramo zalimliğiyle ün salmış yöreye.  Onun hayatındaki en önemli dönemeç ise yine bir ölüm, sevdiği kadın Susanna’nın ölümü. Eşi ölünce Pedro Paramo suskunlaşmış, dünya işlerinden elini çekmiş. Bir ölü olan Pedro da konuşur ve Susanna’ya seslenir daha ziyade. Don Pedro’nun oğlu Miguel ise yaşarken Don Pedro’nun başına epey çorap örmüş. Miguel bir tür yozlaşmanın ve şiddetin temsili gibi görünüyor romanda. Zalimliğiyle nam salmış Don Pedro’nun devrimcileri de karşına aldığını da unutmayalım. Tabi romanda tek bir odak yok. Tüm bunlar birer kesit olarak sunulmuş…

Kitabın Sayfalarından:

Yol çıkıyor ve iniyordu: “Gidip gelmeye göre çıkar ya da iner. Giden için çıkar; gelen için iner

– Şurada aşağıda görünen köyün adı ne demiştiniz?

– Comala, beyim.
– Oranın Comala olduğundan emin misiniz?
– Eminim, beyim.
– Peki, neden bu kadar hüzünlü görünüyor?
– İçinden geçtiği dönemlerin etkisi olsa gerek, beyim.

Beni anamın ikide bir aktardığı anılara ve onun sıla hasretine uyan bir yer bulmayı umuyordum. Onun bütün ömrü Comala’yla yatıp Comala’yla kalkarak her nefesinde oraya tekrar geri dönme düşüncesiyle geçti, ama oraya asla dönmedi. Şimdi onun yerine ben oraya gidiyorum. Onun bu şeylere baktığı gözleri yanımda getiriyorum, çünkü görmem için gözlerini bana verdi: “Los Colimotes geçidini geçerken, olgunlaşmış mısırlar yüzünden sarıya çalan yemyeşil bir düzlüğün çok hoş bir görüntüsü vardır. Oradan bakınca, toprağın üzerinde beyaz bir leke gibi duran, geceleriyse ışıl ışıl parıldayan Comala görülür.” Bunları sanki kendi kendine konuşur gibi, zor duyulur bir sesle söylüyordu… Anam benim.
– Sizin Comala’ya neden gittiğinizi öğrenebilir miyim? – diye bana sorulduğunu duydum.
– Babamı görmeye gidiyorum – diye yanıtladım.
– Ha! – dedi adam.
Ve yeniden sessizliğe gömüldük.
Eşeklerin tırıs giden adımlarını dinleyerek bayır aşağı yürüyorduk. Ağustosun yakıcı sıcağında, bastıran uyku yüzünden gözlerimiz kapanacak gibi oluyordu.
– Sizin için güzel bir eğlence düzenleyecektir – diyen sesini duydum yanımda gidenin-. Yıllardır kimsenin gelmediği bu yerde birini görmekten ötürü mutlu olacaktır.
Sonra da ekledi:
– Her kim olursanız olun, sizi gördüğüne sevinecektir.
Güneş ışınlarının üzerinde yansıdığı düzlük buharlaşmakta olan saydam bir lagünü andırıyordu. Onun ardındaki gri ufuk çizgisiyse belli belirsiz seçiliyordu. Daha ötede bir dağ sırası vardı. Onun da ötesinde, en ırak uzaklıklar.
– Babanız necidir? Kimlerdendir?
– Onu tanımıyorum –dedim-. Tek bildiğim adının Pedro Pàramo olduğu.
– Haa! Demek öyle.
– Evet, bana adının bu olduğu söylendi.
Katırcının bir kez daha “Haa!” dediğini işittim. (sf. 8-9)