Özgürlük

Gölge Konuşuyor:

Özgürlük’ün çok satan bir roman olduğunu öğrenince bir kez daha şaşırttı beni Amerikalılar. Tamam her malın bir alıcısı var ülkede ama Özgürlük’ün bu kadar çok satması enteresan. Ama romanı okudukça yukarıdaki düşüncede bazı önyargıların, yanlış anlamaların ve yanlış yönlendirilmelerin beni bu düşünceye ittiğini daha iyi kavradım. Bir kere kafamdaki Amerikalı, Amerika erkeği ve Amerikan ailesi figürü yanlış ve gerçekdışı olabilir. Amerikalı Holivut filmlerindeki, aksiyon ve aşk romanlarındaki gibi değildir belki de. Bu derece idealize karakterler gerçek dışı olacağını bilmem gerekir. Mesela romanın anlattığı beş altı kişi bu bahsettiğimiz idealize karakterlerin kadar düz değiller. Karmaşık tipler hepsi. Ve aksiyonu olmayan bu roman bu beş altı kişiye odaklanıyor. Bu kişilerin ne yaptığının yanında neden ve nasıl yaptıkları üzerinde daha fazla duruyorlar.  Bu kişileri ve bu anlatımı gören bu roman belki de bu haliyle Amerikan insanına ayna tutuyordur. İdealize beyaz orta sınıf erkeğinin yerine kılı kırk yaran bir orta sınıfı erkek profili karşımızda. Hiç acele etmeden insanın çok boyutluluğunu sayfalarca, derinlemesine işleyen romana sabır gösteren okuru kutlamak lazım… Romandaki erkekler genelde güçlü karakterler. Kadınlar öyle değil. Zayıf,  savruk ve şaşkınlar. Buna rağmen kadınlar daha vicdan sahibiler, erkekler acımsız hatta faşist olabiliyorlar. Amerikan ailesi de bildiğimiz idealize çekirdek aile profili sergilemekten uzak.ozgurluk-001

İsveç kökenli Berglund ailesini dört kuşak boyunca irdeleyen bir ırmak roman Özgürlük. Kuşak çatışması da ailenin nerdeyse yüzyıllık tarihinde hep var olmuş. Bu da tökezleyen ailenin bir tezahürü. Eşler arasında olduğu gibi anne babalar ve çocuklar arasında da hep çatışma yaşanmış. Kuşak çatışması bahane edilerek sınıfsal konumlar ifşa edilmiş, birbirinden farklı politik tutumlar sergilenmiş. Ailenin yüzyıllık yalnızlığında en solcusunda, en sağcısına kadar insan profilleri karşımızda. Romanın esas kahramanı üçüncü kuşak Berglundlar Amerikaya ellilerde ayak basmışlar sanırım. İlk Amerikalı Berglund olan Einar (ismi yanlış hatırlıyor olabilirim) emeğinin sömürüldüğünü farkettiği andan sonra sıkı bir komünist olmuş. Walter’in babası Gene ise kelimenin tam anlamıyla bir faşistmiş. Faşizmi sadece savunmuyor içselleştirmiş, yaşamına sokmuştur. Özellikle zalim ve gaddar bir babadır Gene. Walter’in on dokuz yaşındaki güçlü, girişimci, çapkın ve tutarsız oğlu da gönlünü Cumhuriyetçilere kaptırmıştır. Joey liberalleri iki yüzlü, sahtekar görüyordur. Cumhuriyetçiler daha insaflıymış. Walter ise tüm iyilikseverliğine, kavrayışına, güçlü analizlerine  rağmen insana itici gelebiliyor. Sanrım nedeni de onun fildişi kulesi tavrı ve şaşmaz gerçekçiliğidir. Evet gerçekler acıdır ve ulu orta söylenmemelidir, kapital merkezli dünyada insanların hayallerini yıkabilirsiniz bu nedenle. Eşi Patty ile birlikte doğal yaşamı korumak için aktif olarak çalışmaktalar. Ötleğen kuşlarının uçmaya devam etmesi onlara ve onların kurduğu vakfa bağlı biraz.

Romanın merkezinde beş altı kişi dedik ama bu sayı yedi sekize çıkabilir. Ama ana karakter diyebileceğimiz üç kişi var. Walter ve Patty ile birlikte üçüncü bir kişi Richard Katz’dır. Üniversiteden arkadaşlarmış üçlü. Patty Richard ile de evlenebilirmiş. Bunun nedeni önemli bir müzik adamı olan Richard’ın kendisini sanatına daha fazla verme isteği ile birlikte böylesine bir sorumluluk alma isteğinin yetersiz olmasıdır… Üçünün de ortak özelliği iyi birer okur olması, hatta Patty yazıyordur bile. Yazdıkları sayesinde uzun boylu Patty’nin ailesini ve sporcu geçmişini öğreniyoruz. Hatırladığım kadar kendini sakat bırakıyordu Patty. Patty’nin yazdıkları, Richard ve Walter ile olan diyaloglar, üçlünün diyalogları sanki romanın Faulkner’daki birden fazla bakış açısıyla karşımıza çıkmasını sağlıyor.

Görüldüğü gibi siyasi ve kişisel tercihlerimizin yaşamımızın rotasını belirlediğini söylüyor roman. Bunun yanında tercihler kadar hataların da yaşamın şekillenmesinde etkili olduğunu görüyoruz. Hata olduğu düşünülen şeyler demek daha doğru. Bizi mutsuzluğa sevk eden tercihleri hata olarak görüyoruz, ya da adım atamamak, sorumluluk almamak… Sevmek, sevilmek, merak; başka türlü olabilir miydi anlayışı. Bu düşünce biçimi, bu kaygılar, bu sitemler daha ziyade romanın kadınlarında var….

Sıkı bir toplumsal analizin yapıldığını düşündüğüm okuduğum iki Franzen romanını (diğeri Düzeltmeler) aynı zamanda iyi bir panorama romanı, iyi bir ırmak roman olarak okudum. Çok sürükleyici değildi romanlar, bundan dolayı bazı ayrıntıları kaçırdığımı düşünüp geriye doğru okumalar da yaptım. Ama şunu söyleyeyim, şu an kendimi üçüncü bir Franzen romanı okumaya hazır hissetmiyorum…