İnci Gibi Dişler

Gölge Konuşuyor;

Farklı etnik kökene, farklı dine, farklı kültüre sahip ama sınıfsal konumu aynı (orta sınıf) olan Kuzey Londralı bir grup insan ve ailenin işlendiği bir roman.  Romandaki kişiler bu farklılıklarına rağmen birbiriyle iyi geçiniyor. Demek ki bizi bir araya getiren farklılıklarımız değil benzerliklerimizdir. Bundan dolayı da “sınıf” kavramına vurgu yapmak lazım. Farklılıkları yaratan, var  olan farklılıklarımız kaşıyan, onları ayrımcılığa tabi tutan  ve bu sayede bizi parçalayan, farklılıklara vurgu yapan  kapital orijinli dünya görüşüdür. Bunu yapan üstsınıfın üstyapısıdır genelde.  İnci Gibi Dişler’de ister beyaz, ister Hintli, ister Afro-Amerikalı olsun; ister  hıristiyan, ister müslüman olsun aralarında büyük meseleler çıkmıyor, hatta melezleşmeler yaşanıyor, biyolojik olarak değil sadece kültürel olarak aynı zamanda, inançları farklı olsa da bu inançların birleştirici unsurlarını içselleştirmişler. Millat İkbal büyürken köklerine karşı tepkili ama bu da normal, çünkü ‘sömürge insan’a aşağılık bir ırktan olduğu düşüncesi benimsetilmiştir. Ben de Millat’a benzer bir duyguyu bir zamanlar yaşadığımı söyleyebilirim, çünkü biz Kürt çocuklarına Türklüğün ne muhteşem bişey olduğu hep anlatılmıştır…Romanda transeksüel ve esrarkeş de var, ne var ki insanların bu yönleri okurun gözüne sokulmuyor, sadece bu yönleriyle anılmıyor insanlar. Görmezlikten gelinmiyor ama bu farklılıkların yan yana olmasında da bir sakınca olmuyor. Romanda sevimsiz bir tek karakterin de olmaması ilginç…

Roman bir çok ödül kazanmış, ne var ki benim favori ödülüm olan Booker’ı kazanamamış. Genelde eğlenceli bir roman, ama yer yer de sıkıldığımı söylemeliyim. Bunun nedeni yazarın ayrıntı düşkünlüğü ya da  o bölümlerdeki anlatımın yavanlığı olabilir. Bu anlamda roman sanki birden fazla kalem tarafından yazılmış şüphesi uyandırdı bende.

Kitabın Sayfalarından:

İrie, çekinerek orada durup, “Evet,” dedi. “Sana bakıyorum.”

Çabucak ve usulca ona tarafsız yeri, odayı, tarihi ve zamanı bildirdi. Hoşgörü, barış ve özenli tavır konusunda kişisel dileklerini iletti (herkes bunu yapıyordu), sonra ona yaklaşıp soğuk anahtarı sıcak avucuna bıraktı. Düşünmeden, öylesine göğsüne dokundu. Tam da iki kemerin arasında sıkışmış olan ellediği kalbi öylesine hızlı atıyordu ki, İrie onun kalp atışlarını kulaklarında duydu. Bu konuda deneyimsiz olduğu için İrie’nin, kan dolaşımının engellemesinden kaynaklanan hızlı kalp atışlarını, için için yanan şehvet sanması doğaldı.Kimse Millat’a dokunmayalı veya Millat kimseye dokunmayalı epey zaman olmuştu. Buna anıları, on yıllık karşılıksız aşkı, uzun, upuzun bir tarihçeyi de eklerseniz sonuç kaçınılmazdı.

Çok geçmeden kolları, sonra bacakları, dudakları işin içine girdi ve yerde yuvarlanmaya başladılar, kasıkları da işin içine girdi (daha ne olsun ki) ve seccadenin üzerinde sevişmeye başladılar. Ama başladığı gibi ani ve ateşli bir şekilde sona erdi; değişik nedenlerden dehşete düşerek birbirinden ayrıldılar, İrie yerinden fırlayıp çıplak bedeniyle kapının dibinde tostoparlak oldu, onun ne kadar pişman olduğunu fark edince utanıp sıkılmıştı. Millat seccadeyi kapıp Kabe yönüne yaydı, seccadenin yer düzeninden yüksekte olmadığını, altında kitap veya ayakkabı bulunmadığını kontrol ettikten sonra parmakları birleşik, kulaklarıyla aynı hizada ve Kabe’ye yönelik, hem de alnı hem de burnu yere değecek şekilde, her iki ayağı sağlamca yerde ve ayak parmakları kıvrık olmayacak şekilde Kabe’ye doğru secde etti, ama Kabe’ye değil, yalnızca Allahü Teala’ya secde etti. İrie ağlayarak giyinip ayrılırken, o bütün bunları doğru yapmaya çalışıyordu. Gökyüzündeki büyük bir göz tarafından gözlendiğine inandığı için her şeyi doğru olarak yapmaya çalışıyordu. Farz olduğu için, bütün bunları mükemmel bir şekilde yapmaya çalışıyordu çünkü “ibadeti değiştirmeye çalışan kafir olur.” (Broşür: Doğru Yol) (sf. 470)

Reklamlar