Atocha’dan Ayrılış

Gölge Konuşuyor:

Epey bir okuduktan sonra kişi okuduğu eserle birlikte, eserle kurduğu ilişkiyi nesneleştirir. Esere biçtiği değerde bu ilişkinin rolü üzerine düşünür. Bu okuma ya da araştırma nesnesi üzerinde düşünürken, kendisinin nesneye karşı tutumunun da önemli düşünür. Sanırım buna felsefede düşünümsellik (reflexivity) diyorlar. Öznenin nesne üzerinde düşünürken aynı zamanda özne-nesne ilişkisi üzerinde yeniden düşünmesi….

Romanın baş kişisi de benim gibi bir okur. Benden farklı olarak da üretim de bulunuyor o. Okurken bir süre sonra hani Gaston Bachelard’ın, gökyüzüne uzun bir süre sonra baktıktan sonra gökyüzünün artık bize baktığını, düşünmemiz şeklinde kendi kendini nesneleştirdiği bir ruh haline sahip romanın baş kişisi. Okurken okunduğunu, kendi kendini okuduğunu, eser üzerinden kendisini okuduğunu görür benim gibi.

Bombaların patladığı, yumrukların atıldığı, yetişkin bir adamın karşısındakine sarıldıktan sonra annesini hatırlayıp ağlamaya başladığı bazı önemli sahnelerin yanında romanda beni çok etkilemiş olan ikonik bir sahne vardır. Romanın henüz başındaki, benim birkaç defa okuduğum bölümde, büyük sanatçı – müze bekçisi ikileminin yaşandığı bu müze sahnesinde, her zaman durduğu yerde büyük sanatçının durması ve izlerken de sanki kendini izliyormuş gibi hissetmesi, kişisel gelişim terminolojisiyle bana empatik geldi. Sanatçının sanat yapıtı karşısındaki tavrını ve tutumunu işaret eden büyük sanatçının hıçkırıklar içinde kaldığı sahneye karşılık sanat yapıtını tüm tehlikelerden koruyan müze bekçisinin hiç bir zaman bu duyguyu hazmedemeyeceği şeklindeki büyük çelişkiyi de gösteriyor bu sahne.

Salamina Askerleri, Mahcubiyet ve Haysiyet, Vahşi Hafiyeler gibi romanların yanına koyuyorum Atocha’dan Ayrılış‘ı bu bakımdan. İsimini zikrettiğim romanların kişiye özel olduğunu düşündüğüm için bu romanlarla ilgili pek ketum davranırım. Soran olursa ne anlatıyor diye. İşte okuyan bir adam var. Ee başka. Şey başka bir şey yok. Böyle. Ama güzel. Ne var ki, bu güzellik eserin güzelliğinden ziyade sizin güzelliğiniz. Evet bu eserin ya da bu tür eserlerin en önemli yönü sana güzelliğini göstermeleri.

“Sonra etrafımdaki arkadaşlarımla cam tavanlı bir odada sonsuza kadar yaşamayı tasarladım.” cümlesiyle bitiyor roman. “Tasarladım” “düşledim” olsaymış daha iyiymiş ama o kadar da önemli değil. Önemli olan böyle bir dünyayı böyle bir düş ile, böyle bir cümle ile taçlandırmak, onore edilmiş bir biçimde.