Babanın Adları

Gölge Konuşuyor:

Jaques Lacan’ın nasıl bir insan olduğu hakkında bilgi sahibi değilim. Bunu niye söylüyorum, çünkü onun vaka incelerken analisti dikkate aldığını biliyorum. Evet gerçekten hastayı incelerken psikanalistin ruh hali de önemliymiş. Bu mantıkla bizim de Lacan’ı bilmemiz lazım. Psikanalistin de psikanalize ihtiyacı neden olmasın. Peki psikanalistin nevrotik biri olması bir dezavantaj yaratabilir mi? Böyle bir şey söyleyemeyiz. Bir dezavantaj yaratabileceği gibi, psikanalist bunu bir avantaja da çevirebilir. Bazen analistte nevrozların olması hasta ile arasında empati söz konusu olduğunda işe de yarayabilir.  Ama analist özne-hastaya tabi gibi, ya da ben öyle anladım…babanin

Bu okumayı, elimde çok beğendiğim Oğul adlı romana destek olması için öne aldım. Ne var ki kitaptan romanla ilgili katkıyı ancak son bölümlerde aldım. Genel olarak faydalı bir okuma olduğunu söyleyebilirim. Belki bazı yerlerde Lacan’ı yanlış anlamış olabilirim. Destek ve eleştiri bu anlamda beni memnun eder. Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm Simgesel, İmgesel ve Gerçek; ikinci bölüm ise kitaba adını veren Babanın Adları. Aslında tüm bunlar ders ve seminer notları. Şunu da söyleyebilirim buradaki sadece bir özet. Metnin tamamını okununca bir miktar meseleye vakıf olabilirsiniz belki. Babaya olan nefretin hangi dönemde başladığını bilmek açısından az da olsa ilk bölümün de işimi gördüğünü söyleyebilirim.

Özneyi anlamak için, onun gerçekliğini ve ilişkilerini bilmek için simgesel ve imgesel dünyasını da bilmek zorundayız. Lacan’a hak vermemek elde değil. Öznenin davranışını ve alışkanlıklarını dönüştürmeye çalışınca ne derece zorluklarla karşılaştığımız ortada. Usdışı durumlarla karşılaştığımız için saydam bir teknikle konuyu işlemek mümkün olmuyor. Dolayısıyle seminerin karmaşık ve zor anlaşılması yadırganmamalı.

Hallüsinasyon yaşayan özne-nesne-hasta-çocuk karşımızda olduğu için parolayı doğru girmemiz lazım. Sorun açlık ve susuzluk gibi durumlar olsaydı işimiz daha kolaydı. Ama sorun daha ziyade cinsellik temelli nevrotik bozuklulardır ve bu durumda imgesele (oidipal dönem öncesi çocuğun bazı şeylerin farkına vardığı karmaşık dönemi işaret eder diye biliyordum) bakmamız lazım.  Hastanın buradaki davranışını hayvani içgüdüsel döngüler belirlemiş olduğu için bunun tezahürü başka şekilde olabilir. Bir davranış bozukluğudur bu. Başka türlü gerçekleştiği için bu son duruma “yer değiştirme” diyor Lacan. İmgeselin cinsel davranışlarda oynadığı rolü bu bakımdan hayvandan farklı olarak ikinci düzeyde olduğunu söyleyebiliriz. Mücadele alanımız fantezilerdir demek bu. Ne var ki, Lacan imgesel olanın hiçbir zaman tam olarak analiz edilemeyeceği düşüncesinde. Ve belki de analiz edilen imgesel olan değildir. Karşımızdaki fenomenin temsil olma durumu da söz konusu. Yani bir yer değiştirme, bir “başka” olma da söz konusudur.

Nevrozlara neden olan yarıklar, gedikler ve bunlara bağlı semptomlar Freud’un dediği gibi simgeselde kendisini gösterir. Aslında bu simgesel olan tam anlamıyla dilde örgütlenmiştir.  Lacan’ın Freud’tan ayrıldığı noktalar var ancak. Lacan’a göre durum daha karmaşık. Freud bir histerik davranışa neden olan bir eşdeğer semptom olduğunu ve bunun apaçık olduğunu söyler. Lacan ise birbiri üzerine bindirilmiş semptomlardan bahseder. Dil ile ifade edilen semptomun çok anlamlılığından bahseder Lacan. Buradan sonra parolayı, yani dilin inşasını, parolaya bağlı grup inşasını ve “aşkın” olanın peşine takılır. Simgesel ilişkide düzen olmadı mı işte, “düzenden yoksun imgeler” yaratılıyor. Simgesel olan direnişle karşılaşacağı için ifade edilenin ne olduğunu ilk başta açıklanmalıdır. Sonrasında Lacan bazı destekleyici metinlerden örnekleme yaparak tezini ispatlamaya çalışır. Bu metinlerden en dikkatimi çeken de Freud’un kayba bağlı gerçekleşen kaygı tezi oldu.  Bunun imgesel ve simgesel arasında suçluluk’a atfedilen mesafeydi ilgimi çeken.

Bu bölümün son kısmında özet geçmiş Lacan simgesel, imgesel, gerçek arasındaki ilişkiyi. Daha öncesinde de imgesel-simgesel olanın zamansal kurulumu üzerinde durmuş.  Bunda da mecburen elimizin altındaki bozulmamış nesneden yola çıkarak çıkarımda bulunmamız gerekir. Ya da başından beri tanıtlamalara yer vererek zamanla söz konusu mesafedeki hareketliliği gösterip sonuç çıkarmak lazım. Hedeflenen analitik ifadeyi gerçeğe geri götürmek olduğu için Lacan biraz da simgeseli sadece bir araç olarak kullandığı konusunda kendisini savunur. Eğer amaç sadece Saussure’ci bir zihniyetle simgesel olanda yoğumlaşmak olsaydı, o zaman şefin mezarını  örnek verebileceğini söylüyor. Fenomenolojisini gösterdiğim her şeyi simge olarak adlandırıyorum diyor Lacan.

Babanın Adları da aslında bir özne-nesne diyalektiğinin ötesinde bir şey değil.  Bu seminerde Lacan aslında bir sonraki “kaygı” ile ilgili seminerine hazırlık yapıyor. Başka’nın davranışından özenin etkileşimi sonucunda yerleşen bir duygulanımdır kaygı. Tabi Lacan korku, kaygı, ketleme, semptom’un salt libidoya dayandığı Freud’un görüşüne karşı çıkar. Burada Lacan özneden düşen/eksilen dediği “nesne a” ile açıklamaya çalışır kaygıyı ve diğer unsurları. Özne başka’nın devranışından etkilendiği için nesne a söz konusudur. Aldatmayan olduğu için nesne a arzunun dayanağı olur.

Freud’tan ödünç aldığı baba figürü kabile döneminin yıkıcı liderini, idi temsil etmektedir. Baba-tanrı kendisinin nedeni olduğu için de addır. Freud’un totem dediği baba ensestin henüz yasak olmadığı döneme atıfta bulunur. Tüm bunları Freud yasa ile arzu arasındaki dengenin korunması için ortaya atmıştır. Lacan’a göre öznenin yapması gereken de babanın arzusunun yerine talebini koymaktır.