Whiplash

Gölge Konuşuyor:

Harika bir film izlediğimi düşünüyorum. Tutkuyu böylesine yıkıcı bir şekilde anlatan filmleri zaten hep sevmişimdir. Özellikle bu tutku müzik olunca engel tanımıyor. Ve tutkuya kıskançlık eşlik ediyor.  Aklıma bu filmle birlikte Amadeus ve Shine gibi filmler geliyor. Üç filmden bir üçleme oluşturabiliriz esasında. Whiplash’ı anlatırken bu bakımdan diğer iki filmi de anlatmış olacağım.http://www.imdb.com/title/tt2582802/videoplayer/vi4006456345

İlk hikayelerimi televizyon ve sinema sayesinde görüntülü dinledim, yazılı olanları sonradan geldi. Kendimle ilgili en önemli tutkumun hikaye dinleme alışkanlığı olduğunu söyleyebilirim bu bakımdan. Görüntülü veya yazılı olmasının bir önemi yok, ben her ikisini de okuyorum çünkü. Ama artık görüntülü olanını daha az tüketiyor. Yaz tatili için bir arkadaşımdan aldığım kısa bir film listesinin ilk filmiydi Whiplash. 

Yönetmen ve oyunculara baktığımda kim bu insanlar diye sordum kendime. Hele biri var ki, Fletcher rolündeki J.K. Simmons, 2014’teki tüm yardımcı erkek oyuncu ödüllerini toplamış. Filmi izlerken, nasıl bir adam bu, diye soruyordum kendi kendime. Hayranlıkla izliyordum bu kötü ama tutkulu adamı. Tüm o ödülleri sonuna kadar hak etmiş bence. Helal olsun, bir ödül de benden.

Hiç sıkmadan devam eden bir hikaye. Hani böyle tempoyu düşüreyim serim sayfasında sonra toparlarım anlayışı yok. Tempo düşmeyecek, Fletcher’ın yeni yetme davulcusuna söylediği gibi. Ve film öyle bir yerde bitiyor ki. Ya artık söylenecek söz yok diyorsunuz.

Özetle Fletcher kendi Charlie Parker’ını yaratmak istiyor. Bu yolda her yolun mübah olduğunu düşünüyor. Adaylara karşı çok acımasız bu yüzden. Bizim yeni yetme davulcumuz Andrew (Myles Teller) hışmına uğruyor bu bakımdan. Eziyor demek gerekir kelimenin tam anlamıyla. Pedagojiyi bilen öğretmen bir babanın oğlu olan Andrew da Fletcher’ın bu tavrından etkileniyor. Başka türlü Charlie Parker olmak mümkün değilmiş çünkü.

Yine Shine ve Amadeus adlı filmlerde gördüğümüz etkileyici müzikal sahneler bu filmde de var. Kan, ter ve gözyaşı vardı filmde. Bir tutkunun dile getirilme biçiminde bunlar olmazsa olmuyor demek ki. Bu arada üç Oscar’ı olduğunu da hatırlatalım filmin. Ve başka ödülleri…