Salamina Askerleri

Gölge Konuşuyor:

Bu şekilde kurulumu ve eleştirisi kendi içinde başka romanlar da okumuştum. Ama bu derece özel olmamışlardı. Benim için bu romanı özel yapan şeylerden birincisi romanın iddasız olması, bize okuma sürecinde romanın yarım ya da eksik kalacağına dair hatırlatmalar yapması. Bunu yaparken de sanki bize muhtaçmış gibi davranılması, bizim bu feryada cevap vermemiz için sanki çağrıda bulunuluyor. Bu bakımdan da roman hakkında onlarca yorum olduğuna bakmaksızın her seferinde yeni bir yorum, benzer ve farklı şeyler söylenmesi zorunlulukmuş gibi geliyor bana. Çünkü okur romana ortak edilmiş, hakkında konuşmadı mı romanı yarım bırakmış sayılıyor… İkincisi ise bu haliyle romanın bize kusursuz bir yapıt olmadığına dair bir düşünceye sevketmesi… Üçüncüsü ise üç bölümlük romanın mukaddime tarzındaki ilk  bölümünde görüldüğü gibi bir yapıt oluştururken çoğunlukla planın, tasarının, taslakın işe yaramadığı tespitinde bulunuluyor. “Ama bir noktadan sonra kendi dünyasını kurar, yazılı metin.”

Başlangıçta tıkanıklık içindeki gazetecilikten gelen yazarın çaresizliğini gördük. Onu harekete geçirenin durduk yere romanın yazma isteğinden ziyade işiyle ilgili gündelik yaşamın bir pratiğinin olması ilginçti. Rafael Sanches Mazas’ın neredeyse altmış yıl önceki, (1939’da) kurşuna dizilmesiyle ilgili yaptığı röportaj ona esin kaynağı olur. Bölümün kalan kısmı yazarın Mazas ile ilgili araştırmasına sahne olur. Burada Don Kişot’tan bugüne hep söz konusu edilen metin içinde metin, okuru inandırmak için hikayenin doğruluğunu tescilleyen belgeler ve tanıklıklara ihtiyaç vardır. Baştaki ikinci el muhabbetler, güvenilmez anlatıcılar ve hayal gücü güçlü olanların yerine Mazas’ın son anlarına tanık olan seksenin üzerindeki üç görgü tanığından yardım alırız.  Bolano dememiş miydi, “roman yazmak için hayal gücüne değil hafızaya ihtiyaç vardır.” O andan itibaren de yazarımız kahramanını gölgelemeyi bırakır ve Mazas’ın yazmak istediği Salamina Askerleri’ni yazmak ona kalır. Kurulum aşaması bitmiş, hikaye başlamıştır artık.

Yer yer olay yeri incelemesi tadında olsa da kuru bir anlatımdı Mazas’ın hikayesi. Yine de döneme ait bazı ayrıntılar verir hikaye. Misal, diktatörlerin mantığının ne kadar benzer olduğunu görme imkanı vardır. Bu durumda ideolojiler boşa çıkar, diktatörün karakteri yönetim biçimini etkiler, yönlendirir. Dolayısıyla İspanya’da o gün hakim olan anlayış frankoculuktur. Gerçi faşizm de diyebiliriz, çünkü faşizmin çoğu tanımında bir zeminden yoksun olduğu söylenir. Dolayısıyla sıkı bir falanjist olan Sanches Mazas’ın sahnelenen hayal kırıklığında İspanya’nın bir falanjizm cenneti olacağına dair inancın yok olmasıdır.

Roman bittikten sonra, halen “eksik bir şeyler vardır.” Sanches Mazas’ın kahraman statüsüne geçmede sıkıntıları bitmemiştir. Conchi, yani Javier’ın (yazarın) kadınının dediği gibi bokunda boncuk olan birinin kahraman olarak tercih edilmesi iyi bir fikir değildir. Sürprizli Stockton’daki buluşmada ise Mazas’ın düşüşü karşıt görüşlere sahip Miralles’in yükselişisi sahne olur. En nihayetinde Cercas o beklenmedik büyük yardımı almamış olsaydı biz okurlar tatmin edilebilir miydik emin değilim. O sürprizli büyük buluşmada eleştirinin tadını almasaydık işimiz zordu… Tüm bunlar olurken aklıma Bilge Karasu’nun ifade etmekte zorluk çektiği anlarda Feyyaz (Kayacan olabilir) diye birini çağırması geldi.