Fenni Sihirler : Gölge

Gölge Konuşuyor:

Romanda da konuşan bir gölgeydi sanırsam. Evet, gölgelerin içinde bulunduğu eserlere ayrı bir ilgi gösteririm. İsmail Güzelsoy’un en iyisi de bence biz gölgeler ile ilgili yazdığı bu romanıdır. Güzelsoy ne kadar özel yazar olduğunu bana bir kez daha göstermiş oldu bu romanıyla. Masalların dünyasına tarihsel bir kapıdan açılıyor onun eserleri. Bu sefer de İkinci Abdülhamit döneminin sosyal hayatı ile masalların dünyası bir güzel harmanlanmış. Dönem ile ilgili epey bir malzeme toplanmış, belli. Bir örnek vermem gerekirse, roman Reşad Ekrem Koçu’dan yapılan bir alıntı ile açılmış. “Bir gün, hoca efendi bir kitapta ‘maymun fuhşa alet olur’ diye bir bend okumuş, asabiyetinden bir taş kesilmişti; hemen arkasına binlerce insan toplayarak Azapkapısı çarşısına gitmiş, maymuncu dükkanlarını basmış, ne kadar maymun varsa yakalatıp biçare hayvanları oradaki ağaçlara astırarak idam ettirmişti.” Bir tarihçinin beyan ettiği bu durum romanda da işleniyor. Gülüyorsunuz ama, eğer doğruysa yaşanan bir vahşet. Neyse Reşad Ekrem Koçu, Güzelsoy’un beslendiği damarlardan sadece bir tanesi. Bununla birlikte Gölge buraya sığmayacak kadar sürprizlerle dolu bir roman…

İsmail Güzelsoy bu ülkenin yetiştirdiği yazarlar arasında mizah duygusu yönünden bence en iyilerindendir. Ama bu romanında farklı olarak insanı içini acıtan bir hüzün de eklemiş. Kahramanı İsmail’in durumu ve İsmail’in şebeği Leylifer ile ilişkisi bu hüznün bir numaralı yansıtış biçimi. Bir zamanların meşhur dalkavuğu Ab’ab’ın inanılmaz hikayesi de yine hüzünlendiriyor. Sekiz yaşına kadar İsmail’in bulunduğu semtin dışında bir yer görmemiş olması, ötesinin Paris olduğunu düşünmesi… İsmail’in gittiği birçok yerden ayrılışı vardı ama en dokunaklısı Değil efendi ile olan ayrılığıydı.

Hüznün ve mizahın bol olduğu bir ortamda acının ve hazzın egemenliğinin olması da normal. Ruyabazların o ünlü İfşaat adlı eserinde eğlence, neşe övülürken; genel kanı bu istek ve duyguların kötü olduğu, ruyabazların da tehlikeli olduğuydu. Acı-haz diyalektiğinin işlendiği bu masalsı ve felsefik romanda birilerinin insanları bir günah mekanı olanı bedenlerinden çıkmak gibi hayalleri de vardı. İşte bu en tehlikelisiydi. Hayata bir gölge olarak devam hem iyiydi hem kötüydü bu bakımdan. Bu arada tam anladıysam ruyabazların işi bilinçdışını ifşa etme gibi bir şey sanırım.

Eğlence demişken dönemin İstanbul yaşamının, özellikle sarayın eğlence yaşamı da bütün ayrıntılarıyla romanda yer almakta. Direklerarası ve Zeyrek önemli iki eğlence mekanı. Tüm meddahlar, cambazlar, Kör Aşil gibi hikaye sihirbazları gösterilerini bu tür yerlerde sergilemekteydi. Bir mahyanın nasıl yakıldığının ayrıntıları belki teknik bir konudur ama zor bir başarma süreci olduğu için heyecan verici bir şekilde anlatılmış.

İsmail Güzelsoy’un Seni Seziyorum adlı kitabını o parçalı halinden dolayı öykü kategorisine sokmuştum. Benzer bir durum olmasına rağmen Gölge roman statüsünde. Seni Seziyorum’da geri dönüşler olmuyordu, Gölge’de oluyor. Gölge babalık Kahkah ile geçirilen bölüm, Kör Aşil ve Değil ile geçirilen bölüm ve Akif Efendi’nin olduğu bölümler olmak üzere üç hikayesi var. Ama romanın Zühre”si yani aşk mabedi üç öykünün de ortak konusu.