Günah Keçisi

Gölge Konuşuyor:

Kurban bir günah keçisidir. İlk başlarda, ilk bölümlerde sırf bunu demek için lafı niye bu kadar dolaştırıyor, lafı niye bu kadar uzatıyor diye söyleniyordum. Üstelik tüm bunları Şiddet ve Kutsal da anlatmamış mıydı? bu son dediğimle kendimi eleştirmek zorundayım kimse kusura bakmasın. Gariban Girard nereden bilecek bu kitaba başlayan herkesin Şiddet ve Kutsal’ı okumuş olduğu. Zaten kitap ilerledikçe Girard’ın ne yapmaya çalıştığını anlamaya başlıyor, niyetleri çözüyorsun. Ama bu sıkılma durumum neredeyse 100-150 sayfa sürdü, İncil bahislerine kadar. Özellikle İsa, Yahuda, Yahya, Petrus düzlemindeki tartışmalarda günah keçisi olmakla ilgili incelikli bir çalışma söz konusu.

Lafzın aslında bir arketip arama meselesi, geçmişten bugüne bir zihniyetin tasviri olduğunu ilerledikçe kitap daha çok belli oluyor. Hikayenin çıkış anını, devamında nasıl biçimlendiği ve bugün yansımalarının nasıl olduğu örneklerle somutlanmış şekilde devam ediyor. Geçmişten bugüne kıyımcı bir zihniyetin tasviri ve bu zihniyetin kendini nasıl akladığı açıklanıyor. Hatta masum olanın zamanla nasıl kıyıcı olduğu Hıristiyanlık özelinde gösteriliyor. Bir günah keçisi olan İsa’nın dini sonrasında neden günah keçilerine ihtiyaç duydu?

Hangi metin bir başkasına kaynaklık etmiş? Mitler bu kıyımcılığı, şiddeti nasıl gizlemiş ya da mitlerin bu kıyımcılığa, bu zulme olan karşı gelmekten doğan durumlarının üzerine nasıl gidilmiş? Bazı kıyımcı metinler var, kendilerini açığa vuran, örneğin Guillaume de Machaut’nun veba salgının müsebbibi olarak Yahudileri ve onların günahlarını ve uğursuzluklarını gösteren yapıtıyla giriş yapılıyor incelemeye. Yahudilerin sulara zehir koyması sebebiyle salgın gerçekleşmiş Machaut’nun manzum ve leziz eserinde. Aynı zamanda kıyımın gerçek olduğunun delillerinin apaçıklığı gösteriliyor: “Metin kıyım lehindeki durumları betimliyorsa, kurbanları bize kıyımcıların genellikle seçtikleri türde kurbanlar olarak gösteriyorsa ve üstelik bu kurbanları kıyımcıların kurbanlarına yakıştırdıkları türden suçları işlemiş olarak sunuyorsa, kıyımın gerçek olma ihtimali büyüktür.” Bir bilim adamı olarak buna yine de “ihtimal” diyecektir benim gibi sıradan bir ölümlü için durum net.

Geçmişten bugüne kitle,yığın ya da güruhun erkin sürdürülmesi hakkında da fikir sahibi olabiliyoruz Girard’ın metnini okurken. Bir yandan galeyana gelen yığının nasıl bir güruha dönüştüğü, (recm yapan güruh ya da öldürmeye şartlanmış ordu mensubu deyin farketmez) günümüzün linç kültüründen de anlıyoruz. Kıyımcı olmalarının sebebi yığının zalim olmasından ziyade kitleye zarar verecek zararlı unsurları temizlemektir sözüm ona. Bu bakımdan İsa’nın çarmıha gerilmesi ile Ahmet Kaya’nın magazin gazetecileri tarafından linç edilmesi arasında bir fark yok. Değişen tek şey, geçmişte inanç temelinde olan şeyin bugün rasyonalite, bilim ya da kimya temelinde olması.

Kollektif şiddetin temelinde kıyımcı bir çarpıtma olduğu bugünden bilinen gerçek. “Terörist” gibi günümüzün kavramları da çoğunlukla günah keçisi ya da pharmakos ile eş anlamlıdır. Günümüzde insanlar kendini farklı hisseder, genelde bu hissiyatın grup içinde farksızlaştırıcı bir etkisi yoktur. Ama esas olan bu farklılığın grup düzenine aykırı görülmesi, işte o zaman günah keçisi olmanız kuvvetle muhtemel. Tabii grup psikolojisinin ne menem bir şey olduğu açık ediliyor. Kendini dışarıdan izleme olanağı bulamayan grup üyesi en demokratik, en özgür grubun içinde olduğunu düşünür. Söz konusu çarpıtmanın meşru görülmesi için büyüye de büyük rol düşer

Mitlerdeki basmakalıplar işlenirken bunların çoğunun dinlerde de karşılık bulduğu gösteriliyor. Hem mitler, hem de dinler kıyımın anahtarlarını sadece sezdirebilirler. Suçlanan kişi eğer suçu gerçekleştirmiş ise o zaman suç, suçludan önce de varmış demek ki. Ne var ki, mitin gardı düşer zamanla yerini başka bir şey alır, örneğin din gibi, Aslında düşen mit değil sembolizmdir ve nitekim bir anlayış sömürüye ve eşitsizliğe dayansa bile kendini kitlelerin nazarında meşru kılabiliyor. Farkı göstermek için mit ile ritüel arasındaki mesafeyi de kasıtlı bir şekilde açar Girard.

Peki zamanla nasıl oluyor da İsa gibi bir günah keçisine zamanla değer biçiliyor. Bu durum geniş bir şekilde işleniyor. Sonradan mesele günah keçisini destekleyenler tarafından işlenince günah keçisi kurbana dönüşür ve kutsallık bağışlanır. Ama sanırım kurban edenlerde yaşamın bir döngüden ziyade yaşam ve ölümün net çizgilerle ayrılmasıdır. Öldürmeden yaşamın olmayacağı inancı hakim. Şiddet yaratan unsur şiddetle bastırılır yine. Bunu yapan da politik akıldır,aslında günah keçisidir. Velhasılı hepimiz günah keçisiyiz.