Sonsuz Düşünce

Gölge Konuşuyor:

Badiou başta sorması gereken soruyu en sonunda soruyor: Felsefe nedir? Bilinçli ve kasıtlı bir yöntem bu. Zemini sağlam tutmaya çalışıyor çünkü. Aslında bu küçük kitapta felsefenin ne olduğundan çok ne olmadığını tartışıyor. Uzun bir ayıklama sürecinden sonra da o can alıcı soruyu soruyor sondan bir önceki bölümde, yani dokuzuncu bölümde.

Günümüzün çağdaş felsefesine gelinceye kadar zaten felsefenin işi başından aşkınmış. Felsefenin bıraktığı boşlukları doldurmaya meraklı birileri devamlı çıkmış. Kah sofist, kah din doldurmak istemiş buraları. Felsefenin en yakın olduğu disiplin, kendisi gibi, kardeşi gibi olan matematikmiş. Dilleri farklı olsa da yöntemleri bir. Cevap veremedikleri soruları da araştırıyorlarmış, kah yalnız, kah birlikte… Ta ki yirminci yüzyılın çağdaş filozofları çıkana kadar. Bu arkadaşların felsefenin temeline dinamiti yerleştirmişler. Hakikati arama gibi temel bir arayışın yerine anlam arayışını koymuşlar. Bunu da dil dedikleri yapıyı inceleyerek yapmak istemişler. Ki işlerinin zor olduğunu görünce de dil oyunlarının çokluğu sözcesine indirgemişler meseleyi. Felsefe velhasılı dil oyunlarının çokluğudur. Dağılabilirsiniz…

Önce dert vardı. Dert felsefeyi yarattı. Hoşnutsuzluklar temeli attı. Arzu var tabi ki. Felsefenin arzusu. Tikel değil evrensel. Uzmanlaşmış, parçalı bir dünyada sözüm ona evrenselliğin yeri yok. İsyana teşvik eden arzunun farklı düşünme biçimlerinden dolayı da bir risk taşıdığı gerçeğiyle karşı karşıyadır felsefe… Çağdaş felsefenin üç ekolünden birincisi, yorumbilgisel (hermeneutik) felsefe. varlığın anlamını ve dünyada olmanın şifresini çözmeye çalışırken. ikincisi analitik felsefe ise, anlamı olan sözcelerden anlamı olmayanları kesin biçimde birbirinden ayırma, üçüncüsü yani postmodern felsefe ise modernliğe dair kabul görmüş olguları yapıbozumuna uğratma amacı taşıyordur.

Mesafelidir çağdaş felsefeye Badiou. Hızlıdır bu felsefe, dünyanın çehresini yansıtma konusunda acelecidir ve ileri gider, aynı zamanda da bu felsefe görünür dünyaya çok benzemektedir. felsefenin çağdaş felsefenin dediği kadar hasta olmadığı iddiasında olan Badiou, temel disipin metafiziğe sahip çıkar. Sonrasında bunu tekilliklerle de desteklemeye çalışır. Bölüm başlıklarına baktığımızda da resim ortaya çıkar: Felsefe ve Arzu, Felsefe ve Hakikat, Felsefe ve Siyaset, Felsefe ve Psikanaliz, Felsefe ve Şiir, Felsefe ve Sinema, Felsefe ve Komünizmin Ölümü, Felsefe ve Terörizme Karşı Savaş, Felsefenin Tanımı, Aşk Nedir…

Yer darlığı nedeniyle bu bahsettiğim bölümlere ve ayrıntılara giremeyeciğim. Ama aşkın orada ne işi var diye soran olabilir, Bunu anladığım kadarıyla cevap vereyim. Aşk burada sadece fiziksel ya da ilahi aşk değil. Daha ziyade günümüz filozoflarının “arzu” dediği kavramın kurumsallaşmış hali. Bu haliyle felsefeye konu olunca söz konusu kavram (duygu demiyorum) matematiğinin yapılması da gayet doğal…