Bakkhalar

Gölge Konuşuyor:

Anladım, Yunan trajedileri temel metinlerdir. Onların üzerine kurulan dev bir külliyat var. Ne kadar ertelemiş olsam da bir yerden karşıma çıkıyorlardı. Onları referans gösteren kaynaklara hiç girmeyelim. Akla gelenler bile koca bir liste olur. Üç büyük usta Sophokles, Aiskhylos ve Euripides’in eserlerini okuma programıma almıştım zaten başka okumaların hep öne çıkmasıyla ertelemiştim. Ama ertelemenin asıl nedeni  trajedi okumayı sevmemem…Sophokles’in Kral Oidipus’unu da çok önce okumuştum. Umarım oyun olarak da görme fırsatım olur eserleri

Bakkhalar’ı başlangıç kitabı seçmem de tesadüf değil. Dionysos ve dionysosçu sanat nedeniyle. Şarap tanrısı olarak bilinen Dionysos’un hikayesi hep ilgimi çekmişti zaten. Eğlenceye, şiire, müziğe bir tanrısallık bağışlamak inanç dünyasında pek rastlanan bir durum değil. Bunun kurallarının sanki önceden belirlenmemiş olması da ilginçleştiriyor, Esrimeyi, kendinden geçmeyi kendini kaybetmek değil kendini bulmak olarak işaret etmek birçok inanç sahibi kişi ve otoriteye ters gelecektir.

Önsözle ve dipnotlarla zenginleştirilen kitabın çevirmeni de Sabahattin Eyüboğlu. Tüm bu artılara rağmen okuma sürecinde roman ve öyküdeki motivasyonumun olduğu söylenemez. Çünkü önsöz ve dipnotlar belli bir okuma kolaylığı sağlamış olsa da kavrayışı zor bir eserdi. Bu derece fazla dipnot olan eserleri de okumakta zorlanıyorum. Sırası gelince mi dipnotu okuyayım, öncesinde mi, ya da akışı bozmadan sonrasında mı okusam karar veremiyorum. Çünkü her durumda başka bir sıkıntı var. Yine de geriye dönüşlerle ve önceki bilgilerle bir bütünlük yakaladım.

Bakkhalar’dan bahseden diğer kitapların çıkarımları eserde çok belirgin değil. Nietzsche ne demiş, Girard ne demiş bir bakmakta fayda var. İsmini zikredeyim ya da zikretmeyeyim söz konusu yazarlar oldukça titiz çalışmalar sonucunda tezlerini oluşturdukları belli. Adamlar yetmiş sayfadan bin tane şey çıkarıyorlar, ben bir şey bulamadım diyorsam doğal olarak kendimi sorgulamam gerekiyor… En çok bu eserin sanat anlayışını kökten değiştirdiğine dair bahisler ilgimi çekiyordu. Gerçekten Dionysosçu sanat Apolloncu sanat kadar kurallı ve mimetik olmamasına rağmen özellikle sözlü anlatıların temeli gibi.

Tabii Dionysos’un pagan kültürü dışında kendine münhasır bir din olduğu tartışılan bir konu. Dervişlerin dönüp sarhoş olması ile şarabın etkisindeki Dionysosçu Bakkhalar’ın sarhoş olması aynı şey. Kendinden geçercesine bağırıp çağırması, satyrler vasıtasıyla dalga geçilmesi ve sirenler sayesinde bir müzikalite ile zenginleştirmesi de felsfenin ve inancın ikna gücünü arttırıyor. Gerçekten şarap ve sarhoşluk sayesinde ruhunu doğayla doldurup arınan kişinin de daha sağlıklı olacağına dair inanç gelişiyor….