Deniz Deniz

Gölge Konuşuyor:

Altmışlı yaşların başında müzmin bir bekar olan Charles Arrowby’nin o inanılmaz kariyeri bırakıp emekli olacağını kimse tahmin edemezdi. Bir tiyatro delisi olan Charles kariyerinin zirvesinde işini bırakıp benim az önce bitirdiğim otobiyografisini yazmaya başlar. Tabi kendine deniz kenarında Shruff End adlı bir ev almıştır. Sözüm ona burada yalnız kalacak yaşadıklarını yazıya dökecekti. Ama bırakınız yalnız kalmayı, tüm eski defterler yeniden açılacak, Charles’ın etrafı yine her zamanki gibi kalabalık olacaktır. Hatta geçmişi yazdığı da söylenemez, mesleğini ifa ederkenki yaşamı emekliliğinde de devam edeceği için malum ilişkilerini anlatacaktır.

Aslında Charles kariyerine oyuncu olarak başlamış, oyun yazarı olarak devam etmiş, ama asıl başarısını tiyatro yönetmenliğinde bulmuştur. Birçok yıldızın yaratıcısı olmuş, bu yıldızlardan bazıları da ona sevgili olmuştur. Espri yapar Charles: Tüm yıldızlar onları yaratandan daha meşhur olurlar. Hikayede Charles’a eşlik eden kalabalık bir karakter kadrosu vardır. Clement, Hartley, Lizzie ve Rosina romanın kadınları olup Charles’ın sevgisine, aşkına mazhar olmuşlardır. İki akil adam biri kuzen James, diğeri sahnede kendini kanıtlamış Peregrine’dir. İki karakter de Charles’in yönünü bulmasında yardımcılardır. Bunun genç ve bahtsız Titus ile Hartley konusunda rakip olan Benjamin (Ben) vardır. Bir de neredeyse unutacaktık hem sahnede hem de yaşamın kendisinde figuran konumundaki Gilbert vardır. Peregrine Rosina, Gilbert ise Lizzie kulvarında rakiptir aynı zamanda.

Charles esasında evlenip tüketmek ile yalnızlaşma riskini göze alıp bekar kalma tercihi arasında kalmaktadır. İris Murdoch bir arkeolog hassasiyetiyle insan doğasına yaptığı kazı çalışması diyebiliriz romana.  Karakterlerin tartışmaları ise bize bireyciliği savunan uzakdoğu felsefeleri ile toplumsal felsefelerin bir çatışmasının romanda yaşandığını göstermekte. .

Charles ile ilgili olarak da kafamız karışmakta; gerçekten bir tüketici mi ya da bunun tam karşısında seçimlerini aşk ve yaşama olan saygısından dolayı mı yapmakta. Böyle düşünmemizde belki de onun kafasının karışıklığı neden olmakta. Sorduklarında pek kararlı gibi görünür Charles. Durum basittir hayatının kadını istemektedir. Burada soru işareti yoktur. Çocukluk aşkı Hartley’dir. Bekar kalmasının nedeni de Hartley’dir. Ne var ki, Peregrine ve James tüm bunlara inanıyor gibi görünmemektedir. Peregrine Hartley ile son durumun Charles’ın son icadı olduğunu söyler. Evlenememelerinin nedeni sanırım Charles’ın idealleriymiş. Bu konularda cesur olan Charles yapacağını yapar, bir mektupla aşkını yeniden ilan eder. Öte yaka da, yani Hartley yakasında işlerin daha da karmaşık olması sanki Charles’in ekmeğine yağ sürmektedir. Hartley eşi Benjamin ile çocuk sahibi olmak istemişler, çocuğu olmadığı için de evlate dinmişler. Evlatlıkları Titus’un büyürken giderek Charles’a benzemesi ailede beklenmedik bir krize neden olmuş. Mektupla birlikte Hartley de Shruff End’de soluk alır. Tüm olan biten Charles’a anlatır. Titus’u evlatlık almak istediğini söyleyen Charles, Hartley’e artık geçmişe bir set çekip hayatının kadını olmasını söyler. Bu arada Ben de Charles’a uğramış, onu eşini rahat bırakmasını ister ve tehdit eder onu. Kararlı bir şekilde Hartley’in onun “gösteri dünyasındaki yosmalardan” olmadığını söyler ve kendisine geri döneceğini söyler. Sonrasında Hartley’in durumu ise Ben’in beklentisinin gerçekleşeceği yönündeydi. Sanırım Hartley aşk yerine alışkanlığını tercih etmişti.

Hartley ve Titus’un varlığına tepki gösterenlerin başında Rosina yer almaktadır. Charles uğruna eşini terketmiş ve Charles’tan beklediği bebeği ondan habersiz aldırmıştır. Hışımla hamileliğini ve aldığı bebeği itiraf eder Charles’a. Üstüne üstlük de Hartley’in terkettiği erkeği gidip bulacağını ve “teselli” edeceğini söyler. Sonrasında bu teselli mevzusu üzerinde düşünürken Charles, Rosina’nın böyle bir şeyi yapacak “tıynette” olduğunu söyler. Ama benim favorim Rosina’ydı. Erkeklerin dünyasında bu derece rahat davranan bir kadının önünde eğilirdim ben. Bu arada Rosina tarafından Peregrine’de terkedilmiş olmaktan etkilenmemiş gibi görünmektedir. Rosina yerine evliliğin doğasına laf söylemektedir: “Yürüyen bütün evlilikler korkuya dayanır.”

Charles yazdıklarına arada bir dönüş yapmaktadır. Onun kendine aşırı güveni ve kibri burada da ortaya çıkmaktadır. Yazdıklarından büyük bir övgüyle bahseder çünkü. Özellikle Gilbert ve Lizzie ile yazdıkları için. Lizzie büyük bir yıldızdır ve Charles ile ilişkisi sankisi daha bitmemiştir, en azından Lizzie kanadında. Charles’ı takıntı haline getirmiş olan Lizzie en sonunda dayanamayıp teselliyi Gilbert ile bulmaya çalışır, ne var ki bunu da beceremez. Çiftin mutsuzluğu apaçıktır. Lizzie tarafından terkedilen Gilbert’ın evin bakımını üstlenmesi karşılığında Shruff End’de kalmak istemesi de Gilbert’ın figüranlığa her zaman razı olduğunun işaretiydi. Charles’ı ikna etmeye çalışırken köpek kulübesini gösterip “orada bile kalabileceğini” söyler.

Bu arada Ben hariç herkesin Shruff End’de toplanması bana tıpkı Dostoyevski romanlarındaki gibi tüm karakterler bir yerde toplanır ve orada fırtına kopar sonuna hazırlanmamı söyler gibiydi. Ama hiç de beklediğim gibi olmadı, işlenen bir cinayet ve bir başka cinayet girişimi dikkatimizi başka bir yöne çevirecektir. Bir anda Dostoyevski değil, bir Agatha Christie havasına döner roman. Ancak bu da kısa sürer, Peregrine bizi bu cendereden çıkarır.

Romanın bundan sonra da zihnimi meşgul edeceğini düşünüyorum. Charles’ın beklentisi neydi ve kadınlar ondan ne istiyordu. Arkeoloji burada devreye giriyor işte. Abartmışlar mıydı kadınlar Charles’ı? Ondan umudunu kestikten sonra Rosina, “insanları o kadar büyüleyen gücünün yarattığı yanılsamaydı,” ve “kendini beğenmişliğin bizi fena faka bastırdı.” gibi ifadeler kullanmıştı. Charles ise Clement’in ölümünden üzerine onunla olanlar ya da olmayanlar üzerinde konuşurken anlamaya çalışıyordu. “Suçluluk” diyordu belki de Charles. Henüz yirmi yaşındayken Charles kendisinden yaşça büyük (otuzların sonundaki) Clement’i reddetmiş onu istemesine rağmen. Diğer kadınlarla olan da buydu belki: yaşanmamışlığın sıkıntısı.

Romanın sonunda Clement, Hartley, Lizzie ve Rosina yoktur Charles’ın hayatında. Ama “hayat devam ediyor” şiarıyla yeni bir başlangıç yapabilirim anlayışına sahip. Kahramanın bu tavrı bence okuru da iyi hissettirebilir. Altmış yaşındaki birinin hayata bu derece katılması romanın kişisel gelişim tadında okunmasını bile sağlayabilir.