İsfahan’dan İstanbul’a Hacı Baba’nın Maceraları

Gölge Konuşuyor:

Konuşmaya kitabın yazarıyla başlamak yerinde olacak. James Morier (1780-1849) İzmir doğumluymuş. Anadolu’da ve İran’da geçmişi olduğu söyleniyor. Tahran ve İstanbul sefaretinde bulunmuş. Şarkiyatçılık üzerine kafa yormuş. Ve belli ki bu romanına yansımış. Romanı sanki zamandan ve mekandan ve söz konusu bölgelerin kültürlerini hazmetmiş biri yazmış. En azından son bir iki bölüme kadar böyle düşünüyorsunuz.

Romanın kahramanı Hacı Baba, Kerbela geçmişi olan bir babanın İsfahan doğumlu çocuğudur. Dolaysıyla kendini İranlı olarak görüyor. Yalnız İranlılar biraz entrikacı olarak gösterilmiş. Ama en azından Türkmenler gibi hırsız değiller. Türkmenlerin fidyecilik maceraları da enteresan. Kürt çetelerinden korksa da Hacı Baba Kürtlere karşı bir sempati göze çarpıyor. Toplumların da birbirlerine karşı müsamahkar olduğunu söylemek zor. Kısacası her toplumun belli başlı bazı davranış kalıpları var, olumlu olumsuz. Hikayenin tamamı İslam coğrafyasında cereyan ederken, gayrımüslimlere karşı bir küçümseme göze çarpar.

Romanın başlığından ve yukarıda anlattıklarımızdan kahramanın bir gezgin, bir maceraperest olduğu gözden kaçmayacak. Bu doğru ama savrulmaları da var. Rızası ve tercihi önemli ama stratejileri de önemli olmalı. Muhataplarına bakınca önemin arz olunduğu nokta görünür oluyor. Tekinsiz bir yolculuk. Zaten ilk macerasında Türkmenler tarafından fidye karşılığında teslim alınır. Fidyeciliğin eski bir gelenek olduğunu ve kurumsallaşmış olduğunu da yeni öğreniyorum.

Ortam ve zaman kötü de Hacı Baba çok mu iyiydi? Değildi. Ne var ki, iyi olmaması için birden çok neden bulunabilir. Aziz Nesin’in Paşazade’si gibi koşulların bir sonucu onun karakter özellikleri. Başını belaya sokmakta da ustadır. Bunu yaşamda kalmak için yaparken yer yer, yer yer de kendine engel olmaz. Çünkü kendisi de yerine göre entrikalar çevirmekte.

Tüm bunlar onu bir Ahi gibi vasıflandırır. Birçok vasfı, mesleği ve kabiliyeti olur: Eşkıyalık, tütün satıcılığı, saka, çubuk satıcısı, ağa, hekimlik, cellatlık, nasakçılık (polislik), evliyalık. Aklıma gelen bunlardı. Onu sahtekar, yalancı olarak değerlendirebilirsiniz ama kelle koltuk gezen biri için bunlar kabul edilebilir şeyler oluyor. Yukarıda saydığımız toplumların özelliklerini dikkate aldığımızda da bu zaman zaman bir gereklilik olarak görülebilir.

Şimdiye kadar anlattıklarımızdan romanın Hacı Baba’nın maceralı yolculuğunu anlattığı gerçeği ortaya çıkıyor. Roman aynı zamanda Binbirgece Masallarındaki gibi birbirine açılan masallar şeklinde. Zaten üslup da bu masalların bir benzeri. Kah İran sarayında cariye yapmış Kürt kızının hikayesine, kah Ermeni Yusuf ile karısı Meryem’in hikayesine, kah bahtsız şairin hikayesine odaklanırız. Bu arada aşk hayatı da renkli olan Hacı Baba’nın biricik aşkı Zeynep’tir.