Zaman ve Anlatı 3 : Kurmaca Anlatıda Zamanın Biçimlenişi

Gölge Konuşuyor:

Dört bölümlük eserin ikinci ve üçüncü bölümleri beni çok zorladığı için, 1-Anladığım kadarıyla yorumlayacağım. 2-Eserin bana düşündürttüklerinden bahsedeceğim. Zorluk konusunda aslında Ricoeur ile alıp veremediğim pek bir şey yok. Benim sorunum daha ziyade Saussure ve çömezleriyle birlikte Propp ve avenesiyle. Yani yapısalcılığın en önemli kaynaklarından ikisi. Bu arkadaşlar ne tür ihtiyaca göre ortaya çıktı, hangi cevaplanmamış sorular neticesinde tezlerini ortaya attılar çok net değil. Ya da bunlar olmasaydı bir boşluk doğar mıydı? Yine de sırf 4. Bölüm için okunacak bir eser, tabii engeller aşılabilirse. Ama şunu da söyleyelim zaman anlaşılması zor bir şey. Bu durum üzerinde 1. Ciltte zaten durmuştu Ricoeur Aporiler konusunu incelerken. Kurmaca anlatı ile ilgili olduğunu düşündüğüm için bu cildin daha çok ilgimi karşılayacağını düşündüm. Özellikle dördüncü bölüm doyurucuydu.

Zaman derken zamanla birlikte temel kavram dörtlemede zamansallık. Yani zamanın geniş bir tahayyülü, şimdinin geçmiş ve gelecekle birlikte ele alınması. Zamansallık düşünüldüğü gibi sadece kurmaca anlatıyı tarihsel anlatıdan ayırt etmeye sağlayan bir unsur değil, esere katmanlılık ve çok boyutluluk katar. Tabii tüm hikaye zihinde gerçekleşir, kah geçmişe kah geleceğe, kah anılar kah hayallere dalarsınız. İnsan zihni böyle değil mi? Böyle çalışır zihin. Bu bakımdan çizgisel olmayan eserler daha gerçekçidir. Sadece geçmiş ve gelecek değil, geçmişteki gelecek, geçmişteki şimdi, gelecekteki geçmiş ve gelecekteki şimdi de işlendiği için birçok hikaye ve alt metin çıkacak karşımıza,eser daha da zenginleşecek, kahramanı daha iyi tanıyacağız.

Bunlar olurken eser birinci ciltteki mimesis iki başlığı bağlamında işlenecek tez. Yani kurulum ya da eserin yeniden biçimlenişi değil, salt biçimleniş ve görünüş incelenecek. Tarihsel anlatı ile kurmaca anlatının ortaklaştığı aristotelesçi olayörgüsü modeli birinci bölümde ele alınıyor. Kurmaca anlatıda yaşamın yazı yolu ile inandırıcı bir görüntüsü çizilecek, anlatının zamanla nasıl çeşitlendiğine kanıtlar gösterilecek. Zeitroman, bildungsroman, pikaro roman buradaki mimesisin ürünü. Aynı zamanda pharmakos (günah keçisi) ile eşitlenen anti-kahramanın (Kafka’nın Dava’sındaki Bay K. mesela) doğuşunun da temeli bu ilkedir. Ne var ki, roman önceki türlere göre, özellikle destana göre toplumsal hayatın dışında değildir. Northrop Frye’ın şematizmi sayesinde kurmaca eserdeki matematiği ve Mihail Bahtin’in karnavaleski ile estetik boyut ve eseri okunur kılan yönleri de görmezden gelmiyor Ricoeur.

Anlatısal göstergebilim ve sözce-sözceleme diyalektiğinin işlendiği daha çok yapı üzerinde ve yapıda zamanın nereye denk düştüğünün incelendiği bölümler bana bir beden büyük geldi. Şimdilik burası eksik kalacak.

Şimdi geldik benim asıl parantez açmak istediğim zamanın kurmaca deneyiminin anlatıldığı dördüncü bölüme. Üç kurmaca eser üzerinden işlenmiş inceleme. Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway, Thomas Mann’ın Büyülü Dağ ile Marcel Proust’un Kayıp Zaman Peşinde. Ricoeur bu şekilde bu eserlerin neden tezli romanlar olduğunu da gösteriyor. Ana karakter üzerinden incelemesini yapıyor. Onların derdi olayın problematiği. Kayıp zamanın yolcuları olan insanlar bunlar. Bu nedenle zamanın ruhunu yakalayamıyorlar. Hayal edilen ve anılan zaman ile gerçek zaman arasındaki fark bu arkadaşların bunalımlarının, uyumsuzluklarının başlıca sebebi. Zamanı yakalamadıkları için bu haldeler. Proust’un hikaye anlatıcısı yakalar gibi oluyor ama sıkı sıkı sarılmadığı için elinden kayıyor. Zamanı yakalamak demek zamansallığın olmadığı, kişinin zamanın dışında kendine bir benlik oluşturduğu durumlardır.