Yıldızın Saati

Gölge Konuşuyor;

Son aylarda okuduklarım içinde kendimi en çok vererek okuduklarım listesinde ilk sırayı alacak kitaptır Yıldızın Saati. Böyle küçük hikayeleri büyük anlatan eserleri hep sevmişimdir. Bu bana her hikaye güçlüdür iyi bir anlatıcısı olursa eğer düşüncemi hatırlatıyor. Ve her yaşam değerlidir, sizin nasıl gördüğünüz değil, onun nasıl yaşadığınız önemli. Bir de şunu sorgulatıyor: Benim hayatım dikkate değer, onunkisi değil demeyeceksin. Zekam, statüm, sınıfsal konumum, kariyerim onun önünde bu sebeple yaşamaya değer olan benim hayatım demeyeceksin..

Bu küçük romanın kahramanı Macabae’ye kahraman bile denilmez, antikahraman da denilmez. Ama gerçekten öyle bir kahraman Macabae: Ne mutlu ne mutsuz, ne zeki ne aptal, ne şu ne bu. Kitabın yazarı dışında kimsenin dikkatini çekmiyor söz konusu şahsiyet.

Hikayenin bizimle konuşan, fakat romanda görünmeyen karakteri olan yazar bizde iyi bir insan izlenimi bırakıyor. Çünkü hiçbirimizin dikkatini çekmeyen Macabae’nin yaşamını tek değerli bulan kişi. Macabae’nin hikayesini yazmaya kararlı. Yazarken de sanki anında okunuyormuş hissine kapılıyor. Aynen sanki yazar benimle konuşuyormuş hissine kapılmam gibi. Bu bakımdan ben bir şey okumadım, sadece hikaye dinledim diyebiliyorum…

Peki ne o ne bu olan karakterin anlatılacak neyi olabilir? Örneğin mutlu mu mutsuz mu? Ne mutlu ne mutsuz diyemiyeceğim çünkü mutlu olduğu anlar var, mesela kahve içerken, mesela film izlerken. Bunalım yaşamıyor ilk başlarda, sonradan hayatına giren Olimpico ve Madam Carlota bunalımın kapılarını aralamış olsa da Macabae kendi izole etme konusunda pek ustadır. Olimpico’nun deyişiyle onun esas maharetli alan onun yağmur yağdırma gücü. Olimpico da Macabae gibi az akıllıdır az zekidir ama Macabae’nin bu kısa süreli yegane erkek arkadaşı farklı olarak eksiklerini, yamalarını gizlemeye çalışmaktadır, bunu da kız arkadaşını aşağılayarak yapmaya çalışır. Tabii Macabae aynı zamanda saftır, söylenilenlerin etkisi altında kalmaktadır. İnsan çok zeki olmayabilir, ama saf olması büyük sorun. En az iki sefer söylenince bir şeyleri anlamaya başlayan Macabae’nin savunmasızlığı hem bizi hem de yazarını kahretmektedir. Zaten en başında keşke bu hikayenin yazarı bir erkek olsa diye söyleniyor kitabın yazarı. Çünkü hiç kimse tarafından arzulanmamış ve arzulanmayacak olan bir çirkin genç kızın hikayesinin etkisinde kalacağından korkuyor.

Aslında bu yorum kısa olacaktı ama, işte laf lafı açıyor. Fazla konuşmayan, konuşacak bir şeyi olmayan fakat doksan sayfalık harika bir hikayeye konu olan birinin hikayesiyle ilgili bu kadar konuşacağımı ben de tahmin etmezdim…