Ve İnsan Otomobili Yarattı

Gölge Konuşuyor:

Ve insanoğlu çıldırdı demek istiyor Ehrenburg. Hikaye sadece bir icat yaratmanın hazzı ya da yürüyen, hareket eden makineleri hayatımıza sokmanın sarhoşluğu değil, asıl hikaye bu teknolojiyi seri üretime dönüştürüp büyük yatırımlar yapıp dev gelirler elde etmektir. Bunu ne ben de ne de İlya Ehrenburg söylüyor. Biz sadece rüyalarında bol bol dolar resimleri gören Henry Ford ve Andre Citroen gibi sanayicilerin söylediklerini tekrarlıyoruz.tara0007

Ehrenburg kitabının roman olmadığını söylese de, roman formatında yazılmış. Bölüm başları yedi büyük günahın adları gibi. Ehrenburg bunu kendince değiştirmiş. Biraz düşününce adamın haklı olduğunus öyleyebiliriz. Bölüm başlıkları Hıristiyan inancındaki kibir, öfke, kıskançlık, şehvet, oburluk, hırs ve tembellik yerine; otomobilin doğuşu, yürüyen bant, otomobil lastikleri, bir şiirsel arasöz, benzin, borsa ve yollar konulmuş.

Her ne kadar seri üretim ve yürüyen bant denildiğinde akla Henry Ford gelse de, roman daha ziyade Fransız otomobil üreticisi Andre Ctroen’in hikayesine odaklanmış. Citroen de Ford gibi herkesi otomobil sahibi yapma amacındaydı. Citroen ayrıca iş ile işçi ilişkisine de başka bir boyut getirmeye çalışmıştır. İşçinin üretim yapan makinenin bir uzantısı olması gerektiğini savunur Citroen. İşçinin de böyle hissetmesi gerektiğini savunur. Nispeten de başarır bunu. Aslında bir devrimci olan Pierre Chardain’in düştüğü durum buna örnektir:

“Bay Andre Citroen’in içi rahattı. Pierre Chardain öleceği güne dek kelepçeleri elinden bırakmayacaktı. Hiçbir vakit devrim yapmayacaktı. Bir bayram gününde ya da bir tatilde ne neşeden, ne de üzüntü ya da öfkeden kimseyle kavgaya tutuşmayacaktı. Makine görevini yapmıştı: Bir insanı parçalara ayırmış, sonra yeniden monte etmişti. Elleri daha çabuk hareket ediyor, göz kapakları daha seyrek inip kalkıyordu. Dış görünüşüyle sıradan bir insandı o da. Kaşları vardı, sırtında yeleği vardı. Sinemaya giderdi. Ama onunla konuşamazdınız. Artık bir insan değildi. O bantın bir parçasıydı yalnızca: Bir cıvata, tekerlek ya da bir vidaydı. Başkaları gibi yemek, kadınlarla yatmak ya da gülmek için yaşamazdı. Yok, onun yaşamı daha büyük bir anlam taşıyordu. Otomobil üretmek için yaşıyordu o. On beygir gücü, gürültüsüz motor, çelik gövde…”

Üretimin başladığı 1910’ların sonu, 20’lerin başı tam anlamıyla vahşi kapitalizm ve tekelci kapitalizm dönemiydi. İş kazaları hattinden fazlaydı. İş güvenliği önlemleri hiç yoktu. 33 parmak, bir kol ve bir de can yitirilmişti Citroen’in fabrikalarında 1200 otomobil karşılığında. Bana kalırsa yürüyen bant sistemi insan haklarına aykırı. Ne var ki, insan haklarına saygılı olduğunu söyleyen modern Batı, yayınladıkları bildirilerde işçi sınıfının haklarını görmezden gelmişlerdir… Üretimden sonra da trafik kazaları arabaların teknolojik yetersizliği ve yolların güvenli olmaması ile sinyalizasyon sisteminin olmaması nedeniyle çok fazlaydı. Hatta kimileri sırf bu nedenle otomobile karşı çıkıyordu. Ehrenburg da sanki böyle düşünüyor. Ama bu romanın 39-42 yılları arasında yazıldığını da unutmayalım. Kapitalist teori adam Smith’in hayal ettiği şekilde yürümüyordu. büyük balık küçük balıkı yutuyordu. Bunu romandaki benzin bölümünde üç büyük petrol şirketinin gizli toplantısında aldığı kararlarda görüyoruz. Burdan da görüyoruz ki sermaye sınıfı rekabet ile değil işbirliği ve sınıf bilinci içinde büyüyüp gelişiyor…