Başkanın Öldürüldüğü Gün

Gölge Konuşuyor:

Mısır kaynayan kazanmış, özellikle  geçen yüzyılda.  Böyle bir coğrafyadan Necib Mahfuz’ların çıkması normal. Mısır’ın nobellisi ülkesinin nabzını iyi tutmuş. Darısı bizim nobellinin başına.tara0011

Tüm toplumsal ve siyasal dinamiklere karşın aşk da bu fotoğrafta hep yerini almış. Referans: Necib Mahfuz’un romanları. Roman referans olur mu? Cevap: Bazen olur.

Yaşlı ve mutaasıp Muhteşim Seyid yüzyıla tanıklık etmiş. Gençliğiyle ilgili direniş öyküleri var. Hayatının sonbaharında tüm yaşananları kaderi sayıyor. Diğer inançlara da saygılı. Mısır için hali hazırda olması gereken sağduyu örneği sergiliyor. Torunu Elvan ve onun kız arkadaşı Randa için üzülüyor. Bütün kalbiyle kavuşmalarını isterken, ülkesinin  kötü kaderi yüzünden bu dileğin gerçekleşmesini mümkün görmüyor.

Roman Mahfuz’un olgunluk dönemi kitaplarından. Enver Sedat suikastinden sonra yazılmış. Sedat’ın ülkeyi geriye götürdüğüne dair serzenişler var. Oysa Nasır daha iyi bir miras bırakmış.

Romanda Enver, Mübarek, ve hatta Mürsi adlı kahramanların olması ve onlara biçilen rollerde ilginç gerçekten. Bu karakterler önemli siyasi figür olan adaşlarına karakterce benzerlik gösteriyor.

Başkanın Öldürüldüğü Gün’ü, okuduğum en iyi Mahfuz romanları arasına sokmam belki. Ama yine de beğendim. Bir öğlen arası tüketilecek hacimde olması da cabası…

Kitabın sayfalarından:

Birden tuhaf oldum, tıpkı az önce bir kilo karabiber ve kırmızıbiber yutmuş gibiydim. Dua etmekten falan vazgeçtim. Çılgın, sefil bir dünya! Sevdiklerimiz toprağın altında. Ne kadar çoksunuz aşağıda. Belli bir nedeni olmadan anılarınız zihnime doluşuyor. Sizden önce yüzlerce peygamber ve aziz girdi toprağa. Hayatın sunabileceği en iyi şekilde kutsandı tozlar. Faal bir volkanın gücüyle harekete geçen bir çağlayan gibi üstüme fışkıran geçmiş, neden bir sel gibi kaplıyor beni? Devrime yapılan tezahüret yeniden yankılanıyor; kesin bağımsızlık ya da vahşi ölüm; Kral’ın üstündeki halk; Kahire ateşler içinde; ölüp gidenin büyüklüğü ve yenilgisi; arkasından gelenin büyüklüğü ve kötüleşmesi. Çılgınlık başını almış gidiyor, kayaların arasından kendine yol açıyor, peşinden kıtlık ve borçlar geliyor: Ölmüş sevdiklerim, sayınız ne kadar çok. Ölümü aklınıza bile getirmemiştiniz. Hasta olmak da yoktu hesabınızda. İçinizde zencefili karıştıran, şenliklerde kadınları kovalayanlar vardı. Kumar masasında zorla kalkıp şafakta, tam saatinde namazını kılanlar da vardı. Hatta sıra sıra haşhaş bağımlılarını taşıyan tekne çevresinde dönüp dururken ay ışığında kendinden geçip Nil Nehri’ne atan biri bile vardı. Anayasanın iptal edilişinin yıldönümünde kendilerine meydan okuyan polislerle askerlerin çevresine üşüşen, imanla ve taşlarla donanmış genç adamlar da vardı. Kızışan savaşı hala görür, mermilerin ve ağır, zalim adımların sesini hala duyar gibiyim. Ölüp giden sevdiklerimin sayısı o kadar çok ki, kaderinizden habersiz o kadar çok mezar var ki. (sf. 61-62)