Ölüler Ansiklopedisi

Gölge Konuşuyor:

Çok beklettim bu kitabı. Tam on yedi yıl. O zaman şimdiki gibi okunacak bir kamyon kitabım da yoktu. Ama zamanla yarışmıyorum. Bu nedenle bir gün okuyacağımı biliyordum. Kitapla ilgili konuşmadan önce kendime bir not: Unutma ki kitabın sonunda yazarın öyküleri ile ilgili bir değerlendirmesi var. Burada gevezelik edeceğine ara ara aç o değerlendirmeyi oku. Bu güzel öyküleri hafızanda tazelenmiş olursun. Önce bu sonsözün ilk paragrafını alayım buraya, sonra öyküleri tek tek konuşalım. Gerçekten ölüm teması üzerine gelişse de her öykünün tek tek ele alınması gerekir. Müstakil öykülerde denediğim yöntemi bu kitaba uygulayamayacağım.

“Bu kitabın bütün öyküleri, fizikötesi olarak niteleyebileceğim bir tema çizgisinde yer alıyor. Gılgamış Destanı’ndan bu yana ölüm sorunu edebiyatın vazgeçilmez temalarından biri olagelmiştir. Eğer divan sözcüğünün daha aydınlık daha duru bir çağrışımı olmasaydı, bu kitap herhalde alaycı, parodik küçük bir anlam farkıyla Batı-Doğu divanı alt başlığıı taşıyabilirdi.”

Kitabın girişi bana kısa bir süre önce büyük bir beğeni ile okuduğum Engin Türkgeldi’nin Orada Bir Yerde adlı kitabını hatırlattı. Benzer bir dil kullanılmış. Tarih sahnesinden bir şahsiyet duygularını bir yana bırakıp olan bitenin korkunçluğu ile hiç ilgilenmeyerek sansürlemeden vermeye çalışmış. Bu bakımdan acımasız, rencide edici ve rahatsız edici öyküler okuyabilirseniz. İnançlılar gerçekten zorlanacaklardır çünkü her türlü inanç tartışma konusu yapılıyor. Her öykü tam olarak böyle olmasa da böyle sahneler var. İlk öykü Kahin Simon böyle bir öykü. Bizde zındık diye adlandırılan, batılıların sapkın dediği inanç türüne dahil etmiş kahramanını sonsözde ama bence sapkın değil inançsız bir kahin. Havarileri arasındaki Simon mucizelere olan inancı mucizevi bir şekilde çürütmeye çalışır. Çürütür mü, normalleştirir mi, o tartışılır ama. Bir de şu “öldürmeyeceksin” felsefesinin üzerinden tanrısal bir çelişki sorgulanmaya çalışılır..

Ölüye Son Saygı’da ise yas töreni ile birlikte sembol bir ismin ölümü üzerine yapılan haklı saygı duruşına şahit oluyoruz. Orospu Marrietta için dökülen göz yaşları derya denizdi. Bu haliyle fantastik bir hal gibi görünmüş olsa da bir orospu üzerinde bir sınıf analizi yapılır. Çünkü orospuluk sınıf eşitsizliğinin bir ürünü olduğu için işçi sınıfı bu ferdini anlamlı bir törenle gömer…

Her satırda bir resim beliriyor sanki öyküleri okurken. Bu anlamıyla sinematografik ya da teatral ya da dramatik anlatı türüne çok yakın öyküler. Ölüler Ansiklopedisi. baştan sona kapalı bir alanda geçse de kahramanımızın rastladığı öyküye adını veren ansiklopedi sayesinde babasının kişisel tarihini öğrenmesi, kendi hikayesinin de eksik kalan kısmını tamamlamasına yarıyor.

Uyurlar Efsanesi İslamdaki Yedi Uyurlar efsanesinden aparılmış bir öykü gibi görünse de aslında buna benzer bir öykünün efsanelerinde yer aldığını hem öykü, hem de yazarın sönsözü sayesinde öğreniyoruz. Köpek Kıtmir duruyor mağarada. Ama uyuyanlar daha ziyade pagan ve Hıristiyanlık dönemi tanrıları. Gerçekten uzun uyuma nedeniyle düş ile gerçek,bilinç ile bilinç dışı ayrımı ortadan kalkmış gibi. Uyumaktan ve düş görmekten yorulmuş karakterlerin bu durumlar mazur görülebilir…

Başlangıçta belirttiğimiz acımasızlığa en iyi örnek Meçhulun Aynası’nda olanlardır. Aynadaki anlık karanlık nedeniyle bir şey olabileceğini seziyorduk ama yine de her şey beklenmedikti. Ve ölümün biçimi de yaralayıcıydı.

Lafı biraz uzattığımın farkındayım ama elimde bayağ bir not var. Neyse Üstadla Müridin Öyküsü ile noktalıyorum. Kalan üç öyküyü de pas geçiyorum. ÜMÖ’de bir geç dönem Platon’a şahit oluyoruz. Büyük bilgin Ben Haas’dır bu şahsiyet. “Sanatla ahlak iki farklı öncülden çıkar, bu yüzden de bağdaşmazlar.” dediğini söyleyip lafı noktalayalım…