Tilki Daha O Zaman Avcıydı

Gölge Konuşuyor:

Herta Müller yine okura çok iş bırakmış. Anlaşılamama ve okunamama endişesi taşımadan yapmış bunu sanırım. Hani iktidar baskısından dolayı anlatmak istediğini, rahatsızlığını lafı dolaştırarak, örtülü bir şekilde, simgelere yaslanarak anlatmak istemiş diye düşünülebilir ama romanın sonunda aslında böyle bir baskının olmadığı anlaşılıyor romanın yazma sürecinde. Sadece hikaye böylesine bir baskı süreci sırasında geçtiği için, söz konusu baskı karakterleri etkilemiş doğal olarak. Direniş gösteren ve korkan karakterler değil, yazarın daha önce okuduğum Yürekteki Hayvan adlı romanındaki gibi sinik ve duygusuz karakterler.

Romanın en büyük zorluğu hikayeden bir bütünlük oluşturamamanız olabilir. Bir cümle bir öncekiyle ve bir sonrakiyle bağlantılı görünebilir ama birkaç cümle sonra buraya nereden geldik diye düşünebilirsiniz. Durumu sürekli bir hareket olarak düşünebilirsiniz. Bir slayt gösterisi. Bir zihinden yansıyan ama bu zihnin çok çabuk dönüşen devinimleri. Romanın zorluğu burdayken, çekicilği de burada. Çeşitli olumsuzlukları gösterirken roman, çaresizlik, umutsuzluk, mahremiyet gibi duyguların resmi geçidi gibi. Dolayısıyle bu gösteride çıkan tabloların verdiği bir keyif var. Başkalarının acısına bakıyorsunuz ama Sontag’ın da ifade ettiği gibi bunun keyfi bir başka oluyor.

Baskı rejimi bittiğinde peki karakterler kendilerine geldiler mi? Kısa olarak verilen bu bölümlerde özgürlük fikri hiç oluşmamış. insanların hallerinin daha da gülünç olduğunu görüyoruz. Şimdi romantikliğin sırası değil Müller hikayesini olgular üzerinden veriyor. Karakterlerinin beyni, gözü, kulağı olmuş. Karşımızdakiler duyarsızlaşmış, duygu yitimine uğramış insanlar, insan demek bile zor. Bir diktatörleri var ama diktatörlerinin onlara sürekli zulm yaptığına dair tespitte bulunmak zor. Var zulüm ama yaygarası yok. Bir yerlerde sürekli silah sesleri duyuyoruz. Kulağımız kabarttığımız bu sesleri, ortalık sessizliğe büründüğü andan sonra unutuyoruz.

Ama zaten Müller’e Nobel armağanı verilmesinin gerekçesi açıklanırken “Yoksunların dünyasını betimlemedeki samimiyeti” olduğu söylenmemiş mi? Bu durumda Müller’e bu derece bir kara anlatı yarattığı için çok fazla kızmamak lazım. Romancı gördüğü şeyleri anlattığını söylemiş zaten.

Reklamlar