Koşmak

Gölge Konuşuyor:

Acaba diyorum “koşmak” romancının temposuna verdiği ad mı? Çünkü aceleye getirilmiş bir hali var romanın. Belki de bu bir tarz, bir tekniktir. Olimpiyat şampiyonu olmuş bir atletin romanını yazacaksanız romancının da atletin temposuna uyum sağlanması beklenmelidir. Romanın tek kusuru ise benim gibi “yavaşlık”ı kendine bayrak yapmış birinin söz konusu hıza uyum sağlayamamasıdır. Seksen sayfa değil de şöyle bir yüz otuz sayfa olaydı…

Emil Zatopek’i bilmeyen çok azdır, nam-ı diğer çek lokomotifini. Atletizmle ilgili olan hemen hemen herkes bilir. 1952 Helsinki Yaz Olimpiyatları’nda on bin, beş bin ve maraton olmak üzere üç altın madalya alıp tarihe adını yazdıran Çek atlet. Roman sayesinde onu daha iyi tanıyoruz. Yükselişini, iniş çıkışlarını ve düşüşünü.

Tabbi söz konusu Çekoslovakya olunca siyasetin gölgesinde sporun ne amaca hizmet etmesi gerektiği gündeme gelecek. Halk demokrasisi dönemide rahat etmiş Zatopek ama sosyalizm döneminde sıkıntılar yaşamış. Yurt dışına çıkışlarda en gel çıkartılmış. Atletizm yaşantısının sonunda ise sözüm ona burjuvalarla işbirliği yaptığı gerekçesiyle gözden düşmüş çöpçü, işçi vs gibi mesleklerde istihdam edilmiştir ancak popülaritesi iktidara mesele çıkarmaktadır. Neyse ki günah çıkartır ve affedilir. Hele o tebessüm ettiren galileovari tarzdaki pişmanlık dilekçesi.

Göünül isterdi ki Emil Zatopek’in başka türlü bir yaşantısı olabileceğine dair bir kurgu olması. BU derece yakışıklı bir adamın ne duygusal dünyasını, ne de kadınlarla münasebetlerini öğrenebiliyoruz. Başlangıçta söyledik belki bu bir tarzdır. Ama roman okuyucunun da beklentileri dikkate alınmalı. Biyografik diye gerçeğe sadık kalmak zorunda da değil bence romancı