Duygusal Eğitim

Gölge Konuşuyor:

Bir romancının, tarihsel gerçekliğin karakterini gölgelemesine izin vermemesini anlayışla karşılamak lazım. Ama eğer romanınızı üzerine kuracağınız karakteri kanın gövdeyi götürdüğü 1840’ların Fransa’sından seçiyorsanız işiniz daha da zor. Frederick Moreau etli sütlüye karışmasa da genç bir burjuva olarak sahnededir. Bir burjuva olması zaten tarihsel politik bir figür olduğunu gösteriyor. Ama siyasi çalkantıların olduğu yer ve zamanlarda dönemin kimi romancıları karakterlerine bu şekilde irade bağışlamıyorlar. Daha çok edilgin karakterler oluyorlar ve maruz bırakılıyor. Profesör Kien’in 1935’de vücut bulduğunu düşündüğümüzde bu tercih daha anlaşılabilir oluyor. Frederick, Kien kadar hareketsiz ve onun kadar iradesiz değil ama onun gibi maruz bırakılıyor. Hayatına kim girerse girsin Kien üzerinde tahakküm tesis edecekti. Frederick ise koşullar onu zorlasa da bir irade sahibi olma konusunda istekliydi. Neyse bu Kien faslını geçiyorum. Bu aralar çok kafama takılıyor Kien. Lafı dönüp dolaştırıp ona getiriyorum bu şekilde. Üstelik Frederick hiç de Kien gibi karikatürize bir tip değil..

Dönem itibarıyla yaratılan karakterlerin devrimci ya da karşı devrimci olma riskleri vardır her zaman. Bu da biraz kurmacanın doğasına aykırı oluyor sanki. Romancı tarihçinin misyonunu da yüklemiş oluyor. Gerçi Foucault tarih tüm hikayelerin tek bir hikayeye indirgenmesi diyor ama bir edebiyatçı olarak Flaubert ise kurmaca söz konusu olduğunda  hikayenin başka türlü de gerçekleşebileceğini göstermek gerektiğini savunuyor. Karakteri hareketsiz ve iradesiz bırakmak bu bakımdan çözüm olabilir. Romanın üçüncü bölümünde kan gövdeyi götürürken Frederick sadece olayları camdan izlemekle yetinir.. Kendisi de bir burjuva olan Flaubert sokak olaylarındaki kişilerin kim olduğuna dair pek bir şey çıtlatmıyor. Bir iki yerde “ayaktakımı” diyor, o kadar.

Ama burjuvaların, Frederick de dahil, masum ve iyi niyet gösterildiğini söylemek zor. Ekonomik kazancın her şeyin üzerinde olduğuna dair bir inançları var. Aristokrat-feodalin doğaya ve sanata karşı coşkulu tavrı onlarda yok. Mösyö Arnaux, sanat organizatörlüğünü bırakıp kömür işine girmesi nedeniyle ressam Pellerin’in nefretini kazanmıştır. Mösyö Arnaux da beylikten burjuvalığa yatay geçiş yapanlardandır bu bakımdandır. Birçok feodal bey Calvino’nun “atalarımız” diye karikatürize ettiği kont, baron ve dük gibi ünvanlardan kurtulmaya çalışıyor bu dönemde. Frederick’in Vikont Cisy Bilmemne  (soyadını hatırlayamadım) ile yaptığı düello alay konusu olur. Frederic’in sınıfından insanlarla iyi geçindiğini söylemek de zor. En iyi arkadaşı Deslauriers bir mübaşir. Alt sınıftan biri ama sınıf atlama sevdası duyanlardan…

Şövalye döneminin romanslarına yer yoktur artık. Düello gülünç bir şeydir. Hugo’nun lağımlarda bile romantik olan karakterlerine artık yer yoktur. Romantizmin ne yeri ne zamanı.

Duygusal Eğitim en nihayetinde bir aşk romanı. Romantizmi alınmış karakterlerden aşk hikayesi yazmak sıkıntılı olabilir yalnız. Emma Bovary’nin düştüğü duruma kimse düşmek istemez. Frederick’in romantik olmayı başardığı da söylenemez. On Dokuzuncu yüzyıl romanı evli kadınlar ile onlara tutkun ya da onları baştan çıkarmaya çalışan genç erkeklerin aşk hikayeleri ile doludur. Frederic’in tek hedefinin de Madam Arnaux’un kalbini çalmak olduğunu biz okurlar da, Madam Arnaux da biliyordu. Ama işte Frederick, Madame Bovary’nin Rodolphe’si gibi atak biri değil. Olsaydıydı da bir şey olmazdı zaten, çünkü Flaubert romantizmin ipliğini pazara çıkarmış çoktan…