Pinokyo: Bir Paralel Kitap

Gölge Konuşuyor:

Okuyacağım eserin her zaman beni şaşırtacağı beklentisi içinde değilim. Ama eğer eserini okuyacağım yazar Manganelli ise bu beklenti kesin gibidir. İlginç şeyler anlattığını ve ayrıksı kurgular oluşturduğunu söyleyemem. Onda beni şaşırtan bir eserin değişik şekillerde anlatılabileceğini göstermesidir. Kendisi de her metnin içinde mutlaka başka metinlerden parçalar olduğunu söyleyerek metinlerarasılığın kapısını aralıyor. Ama “her şey keyfidir ve her şey belgelidir” kuralını da zikrederek okurun eser karşısında nasıl konumlanması gerektiğinin ipuçlarını da başlangıçta verir. Sema Rifat’ın onunla ilgili şu cümleler dikkate değerdir:

“İtalya’da geleneksel ile avangard’ın en iyi temsilcilerinden biri olan, barok dünyanın örnekleriyle beslenen Manganelli’nin bu paralel kitapta, o kendine özgü mizah yüklü söylemiyle, alegoriler, ironiler, metaforlar, simgeler, telmihler, ince nükteler, yanılsamalar, benzetmeler, var oluşlar, var olmayışlar, hiçlikler, yokluklarla yansıttığı iç evreni, Pinokyo’nun bir inisiyasyon yolculuğunu anımsatan serüvenlerindeki sihirli dünya ile tam bir uyum içinde. Ritler, yakalanmalar, kurtulmalar, kaçışlar,ölümler, yeniden canlanmalar, dönüşümler, başkalaşımlar, gözaldatmacaları da bu durumu kanıtlayan örneklerden bazıları sadece.”

Bu eser normal kurmaca bir eser gibi okunabilir, bunun yanında 200 sayfalık bir eserin aynı boyutlardaki şerhi olarak da okunabilir. Ne olursa olsun ben büyük bir keyifle okudum. Hikayeyi bilmeme rağmen asıl metni okumadığımı hatırladım birden. Pinokyo ile ilgili bilgilerim kulaktan dolma sadece. Pinokyo ve Gepetto dışında başka karakterler de varmış. Hemen iyi bir çeviri bulup Carlo Collodi’ye de bir giriş yapmam lazım. Bu arada Manganelli’inin Pinokyo karşısındaki tavrı ne küçümseyici ne de yüceltici. Küçümseyici olsaydı bu derce uzun bir şerh yazmazdı. Yüceltici olsaydı bu derece ironilere, telmihlere başvurmazdı… Biraz da, bu ayrıksı eserden tadımlık bir parça alalım buraya. Böyle altını çizeceğiniz çok bir yer yok aslında. İşiniz yoksa bütünün altını çizebilirsiniz. Rasgele seçtiğim bir kaç cümle:

“Bu “Asla dönmeyecek” sözü bir vedadır ve bir varoluştur, bir ölümdür ve bir cilvedir. Pinokyo umutsuzca ağlar; Gepetto ile cırcırböceği susar. Pinokyo “iyice ağladı”ktan sonra Gepetto’nun rahatını sağlamaya girişir; ona saman bir yatak hazırlar ve babasına nereden “bir bardak süt” bulabileceğini sorar Cırcırböceğine, Pinokyo’nun sütünün ikili bir özelliği vardır: Yumurta gibi, beyaz toz gibi, un gibi beyazdır; ama aynı zamanda bedeli de vardır, köylü Giangio’nun sert bir şekilde istediği bedeldir bu. “Senin meteliğin bile yoksa, benim de sana verilecek bir parmak sütüm yok”: Giango’da alegorili bir figürün köşeli sertliği vardır ve onun gibi iki dünyaya aittir. Homo aeconomicus olarak, tutumlu kişi olarak Pinokyo’ya acımaktan kaçınır ama ona iş önerir,”