Ermenistan’da Bir Türkiyeli

Gölge Konuşuyor:

Türkiyeli bir Ermeni vatandaşın Ermenistan’a yaptığı gezi ile ilgili izlenimlerini anlattığı bir kitap. Bir gezi ve bir anı kitabı ama hikaye tadında anlatılmış.bercuhi 001

İlk yurdışı ziyaretini soydaşlarının memleketine yapan Bercuhi Berberyan (BB) ilk başlarda ziyaretiyle ilgili bir isteksizliği var sanki. Kendini Türkiyeli hissettiği için biraz böyle. Gerçekten bir insanın kendini yaşadığı yere ait hissetmesi kadar tabi bir şey yoktur. Maalesef bunu en az Türkler anlıyor. Anlayan var ama, Türklerin çoğunluğuna bunu anlatmak zor gerçekten. İnsanların yaşadığı coğrafyada özgünlerinin koruyarak yaşama hakkı vardır ve diğer insanların buna saygı göstermesi gerekir. Bu bakımdan Türkiye Sadece Türklerin değil Türkiye coğrafyasında yaşayan tüm vatandaşlarındır. Bu mantıkla T.C. sınırları dışında yaşayan Türk’ün, sınırlar içinde yaşayan Ermeni’den, Kürt’en daha fazla hakkı var, öyle mi? Ve insanlar rahatlıkla Türk olmadıklarını söylemeliler. Geçmişte ne olmuş ne olmamış  ayrı konu, oraya geleceğiz. Maalesef ulus-devlet ve tekçi politikaları zamanla insanların beyin hücrelerini zarar vermiş, insanları kör kılmış ve aptallaştırmıştır.

BB benim kadar sert ifadeler kullanmıyor, alttan alıyor biraz. Halklar arasında meseleler olmadığını, birçok ortaklığın olduğunu söylemek istiyor. Kitabın sonuna doğru da bunu daha yüksek sesle ifade ediyor. Üstelik tarihsel olarak mağdur edilmiş bir kimliğin temsilcisi. BB halklar kimbilir ne çok sevişeceklerdir diyor, yeter ki sınırlar açılsın. Bunu takıntılı, mağdur edilmiş Ermeni’ye anlatmak da zor, kurbanını suçlayan inkarcı Türk’e de…

Ama ben BB’den  biraz farklı düşünüyorum. Bana göre eğer jenosid varsa, bunun sorumluları cezalandırılmalı veya itibarsızlaştırılmalı. Mademki halklar arasında sorun yok,son tahlilde söylediklerim gerçekleştikten sonra barış olabilir. Bu anlamda Susan Sontag’ın şu lafı beni etkilemiştir: Barış unutmaktır, ancak hasarlı hasarlı zihinler bunu başarabilir…

Önyargı diyor BB, önyargıları aşabilirsek birçok şey aşabiliriz. Ama önyargıya sıkıştırılamayacak kadar büyük bir sorun bu. Devletlerin yürürlükteki politikaları da meselenin çözümüne çomağı sokuyor sonuna kadar. Afederseniz Ermeni gibi ifadelerin  kullanıldığı bir toplumda bir şeyin değişeceğine olan inancım çok değil. BB kadar iyimser değilim ben.

Yüz seksen iki sayfalık kitabın malum meseleyi işleyen kısmı aslında beş on sayfayı geçmez. Yine de ben bu niyeti kitap ilerledikçe seziyordum, sonunda yazar, yazma niyetini açık bir şekilde dile getiriyor zaten. Ama onun geriye çekilmiş, savunmadaki hali beni biraz rahatsız etti. Yazarın büyük bir dikkatle seçtiği sözcükleden bana göre bir toplumun ezikliği, travması yansıyordu.

Kitabın geneli Ermenistan coğrafyasını, tarihini ve kültürünü işliyordu. Bu açıdan iyi bir kaynak da olabilir. Her bölüm resimlerle desteklenmiş. İnancın, kültürün kaynağı olan efsaneler işlenmiş. Yemek kültürü bizim kadar zengin değilmiş ama ilgi çekiciymiş…