Genç Karl Marx

Gölge Konuşuyor:

Önce canlandırılan karakterlerden bahsedelim: Bay ve Bayan Karl Marx. Çiftin hayatına, yirmili yaşların başından başlayarak otuzlu yaşlarına kadarki kısmına şahit oluyoruz. Hikayeyi yani 1843’ten başlatıyoruz. Friedrich Engels var, Marx’ın sözüm ona burjuva arkadaşı ve işçi sınıfından hayat arkadaşı. Anarşizmin ağır topları Pruodhon ve Bakunin var. Bakunin rolü biraz daha az. Ayrıca Weitling gibi zamanın işçi sınıfı liderleri var.

Anlaşılacağı üzre hikaye bu önemli şahsiyetlerin hayatından bir kesit. Oyuncu kadrosu ile yeni tanışmıyorum bendeniz. Bir tek Proudhon’u canlandıran Oliver Gourmet ile tanışıklığım var. Özellikle Marx’ı canlandıran August Diehl’in performansı etkileyici. Diğer genç oyuncular da başarılı bir tanesi. Tabi en etkileyicsi Marx’ın eşi Jenny von Westphalen’i oynayan Vicky Krieps. Hani böyle güzel ve dolgun Alman kadınları olur ya onlardan. Jenny von Wetphalen gerçekte bu kadar etkileyici miydi bilmiyorum ama sadece güzelliğiyle değil zekasıyla da filmde var.

Filmde öncelikle bir aile babası Karl Marx. Düşüncelerinin peşinde koşarken bir yandan da ekmek kavgası veriyor. Zor zamanları olmuş. Düşünceleri ve zihinsel üretimi onu hiç bir zaman tam olarak geçindirmemiş. Sponsoru Engels olmasaydı belki hayatı başka türlü olacaktı. Zaten sürgünler ve sınır dışı edilmelerden bir düzen kuramıyor.

Onu Engels ile bir araya getiren ise ikisinin ortak meseleler hakkındaki üretimleri. Tanışmamışlar ama yazıları sayesinde birbirlerini takip etmişler. Engels’in çabası ile de ömür boyu sürecek bir dostluk tesis ediliyor. İkisinin anarşist liderlerle olan polemikleri ve kıskançlıkları da hikayenin tuzu biberi oluyor. taraflar nazik bir şekilde yazı aracılığıyla birbirne cevap veriyor. Proudhon’un Sefaletin Felsefesi’ne karşılık Marx ve Engels Felsefenin Sefaletini kaleme alırlar. O ünlü sözü filozoflar sadece dünyayı anlamaya çalışmışlar, değiştirmeye değili bu aralar söylemiş Marx.

Tabi ki finali Komünist Manifesto ile yapacağız. Gerçekten o dönem Nobel Armağanı olsaydı, iktisat ödülü olmasa bile sırf manifestodan dolayı edebiyat ödülü verilebilirdi Marx’a. Onun iğneli, mizah barındıran dili bir edebiyatsever olarak ilgimi çektiğini söylemeliyim. O gün Avrupa’nın üstünde bir hayalet dolaştığını söylüyorlardı Komünizmi atfederek. Ama artık hayalete ihtiyaç yoktu, çünkü manifesto vardı…