Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı

Gölge Konuşuyor:

Anne oğul ilişkisi, insan ilişkileriyle ilgili tüm kalıpları yıkan bir durum. Anne-oğul ilişkisiyle ilgili onlarca kitap yazılmıştır belki de. Anne-oğul ilişkisinin bu özel durumunun akılcılıkla, mantıkla açıklamak zor gelebilir. Bu bakımdan diğer kurumların işleyişi açısından bu durum ele alındığında errör verir. Bu özel durumun dışarıdan bir bakışla incelenmesinin mümkünatı yok. bu bakımdan Annelik konusunda ancak anneler uzman olabilir. Bilimsel bir incelemede inceleyen ile inceleme nesnesi arasında bir mesafe olması istenir, nesnel sonuçlara ulaşmak için. Ne var ki, bu durum, annelik söz konusu olduğunda geçersizdir.

Bir annenin oğluna sen Fransız büyükelçisi olacaksın demesinin gerçekçi bir yanı olabileceği gibi böyle düşünmenin sembolik bir önemi de olabilir. Psikolojik etkisi de olabilir. Özgüven aşılamak, moral ve motivasyon sağlamak için. Yalnız anneler herkesten daha inançlıdır çocukları söz konusu olduğunda. Bir tür körlük bağışlanmıştır belki de. Romain annesine, matematikten sıfır aldım, sözüne karşılık, annenin seni hiç anlamayacaklar demesinde hiç öyle kıvırma yok. Annelik böyle bir şeydir. Aslında benim burada annelikle ilgili ahkam kesmem bile doğru değil. Ne var ki, ben dilim döndüğü kadar okuduğum bir romanı anlatmak istiyorum.

Ters tepebilir, çocuk anneye bağımlı olabilir bu tür tutumlar. Böyle düşünmek yanlış değil ama olay bazen de çocuk da biter. Ya da anne daha bilinçli davranabilir. Annesinin büyük düşünmesi karşısında oğul ezilmedi. Ama bunu herkese önermem. Sırf çocuğuna Fransız süvari askerinin üniformasını giydirmek için ne yapıp edim Fransa’ya kapılanan bir anneden bahsediyoruz. Bu arada annenin oğlundan sonra en çok sevdiği şey nedir diye soran olursa tereddüt etmeden Fransa derim. Litvanya ve Polonya geçmişlerinde bile annenin Fransa’ya derin bir hayranlığı vardır.

Eserin otobiyografik olduğunu teyit etmek için kitabı bitirir bitirmez Romain Gary’nin biyografisine baktım. Tıpa tıp aynısı biyografi ile romandakiler. Bu nedenle de annenin hedeflerine ulaştığını söyleyebiliriz. Ama çocuğunun geldiği nokta açısından iradesine ambargo uyguladığını da söyleyemeyiz. Oğulun rahatsız olduğu durumlar da vardı. Cephedeyken, Kuzey Afrika’da bir anda annenizin burnunuzun dibinde bittiğini görünce durum o kadar da kabul edilebilir bir şey değil… Bunun yanında süvari değil havacı olan ve savaşta gösterdiği başarı nedeniyle de ödüllendirilen bir asker… Evlada en zor gelen de dikte edilen okumalardı. Siz ne kadar okuma zevki ve alışkanlığı dikte edilemez derseniz deyin, örnek karşınızda.

Bir savaş romanı olarak da okuyabiliriz Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı’yı. Ama böyle kahramanlık naralarının atıldığı bir roman değil. Ne genç Romain de ne de annesinde böyle bir şey yoktu. Aksine bir savaş karşıtlığı vardı Romain’de. İzin verseydi annesi 1938’deki Hitler’e suikast girişimi başarılı olur muydu bilinmez ama eğer olsaydı annelerin tarihin akışına mutlak etkisini konuşurduk. Ya da önemsiz bir askerin, önemsiz bir delinin önünü kestiği önemsiz bir polisiye olay kalırdı… Savaş sırasında da Romain yok Almanlar çok kötü, biz de tamamen iyiyiz gibi standart bir yaklaşım sergilemiyor. Romain Fransızların da Almanlara benzer özellikleri olduğunu söyler.

Onca Yoksulluk Varken’den sonra okuduğum ikinci Romain Gary romanı. Her iki romana da anne-oğul ilişkisi damga vurur. Belki Gray’in beslendiği en güçlü damar burası…