Buzul Çağı

Gölge Konuşuyor:

Düşünce güzel, diyaloglar da güzel, çizgiler de. Öykü bu güzelliklerin yanında kısa kalıyor. Öykü yok bile diyebiliyoruz, bu eserin yazılmasındaki niyeti çözünce. Sanki çizer düşünceye odaklanmış ama bunu daha ziyade bir drama çalışmasındaki yaratıcı etkinlik gibi sunmuş.

Bilmem kaç bin yol sonra gezegenimizin buzullarla kaplandığı dönemmiş zaman. Araştırmacı bir kafile var buzulların yüzeyinde dolaşan ama nerede olduğumuz belli değil. Yolculuğun nedeni tam anlaşılır değil. Ama konuşmalardan araştırmadan ziyade bir “meskun alan” arayışı olduğu ortaya çıkıyor.

Tarih, bilimkurgu, felsefe çıkarımlarının var olduğu söyleniyor tanıtım yazısında, buna sanatı da ekleyebiliriz. Felsefe ve tarihi zaten sanat üzerinden okuyoruz. İnanç ile karışıtırılmış bilimsel yöntem de sanat üzerinden uygulanıyor.

Kafilede insanlar ve köpekler var. Köpeklerin de konuşma kabiliyeti var. Bunlar genetiği değiştirilmiş köpekler. Sanırım tek bilim-kurgu unsuru bu. Zaten hikayenin baş kahramanı da bu köpeklerden biri: Hulk. Louvre müzesini de keşfeden tesadüfen olsa da Hulk. Ne ilginçtir ki kafilenin diğer elemanları da Hulk ile aynı akibete uğrar, buzulların alındaki müzeye tepetaklak düşerler. Konuşmalarını köpeklerin, genetiği değiştirilmiş olduğu için konuştuğu şeklinde okumak doğru değil.

Doğrusu burada iki ayrı okuma. İnsancıkların ve tarihi eserlerin olduğu yerde söz konusu eserler vasıtasıyla bir tarih okuması yapılır. Tarihsel bellek yok olduğu gibi sanatsal üretim de bitmiş. Çünkü insanlar resimleri sadece ifade biçimi olarak görüyorlar ve bu resimler üzerinden saçmasapan ahlaki yargılarda bulunuyorlar. Zavallı Delacroix’in ahlaka mugayir işlerle uğraştığı sonucu çıkarılıyor. Elinizde ne kadar tarihsel malzeme bulunursa bulunsun tutarlı bir tarihyazımı için malzemenin yetersiz olduğu ortaya çıkıyor.

Neyse ki ikinci okumada yani Hulk’un tarihi eserle birlikte kaldığı yerde araştırmalar sonuç verir. Ama ne yazık ki, bu tarihi nesneler dile gelmeseydi biz işin asıl yüzünü göremeyecektik. Evet tarihi eserler de konuşuyor. Hem de esprililer. Neyi, ne zaman, niçin temsil ettiklerini Hulk’u biraz da aşağılayarak anlatırlar.

Ve derken hikaye biter, ama bitmez aslında kesilir. Ama yine de ağızda bir lezzet bırakır, Hulk karakteri özelinde. Oburluğu, sakarlığı ve uykuculuğunun yanında zekası olan bir karakter. Hemen hikayenin hemen başında , eğer yürürken rüya görüyorsan, yürürken uyukluyorsun gibi çelişmezlik ilkesinin prototipi bir önermeyle başlaması bile karizmatik. Tüm insanlar hayal güçlerinin karanlığına sürüklenirken onun zihninin açık olması biz insanların en büyük avantajı.