Mezarlık Kitabı

Gölge Konuşuyor:

Neil Gaiman aslında masal anlatmaktan başka bir şey yapmıyor. Ninelerimizin masallarını anlatıyor. Gerçekliğin sınırları ninelerimizin masallarındaki gibi aşılıyor. Varsın fantastik roman desinler, sapına kadar masal bunlar. İki romanını okuduktan sonra bunları söylüyorum. Diğer romanları nasıl bilmem.mezarlik-kapak

Okuduğum her iki roman canlılığın pek olmadığı yerlerde geçiyor. Yokyer’de yeraltındaydık. Şimdi ise mezarlıktayız. Mezarlığın yaşam alanı olması tuhaf değil mi? Mekan böyle olunca romana ister istemez korku etiketi de yapıştırılabilir. Ama bu tuhaf bir durum gerçekten. Mezarlıkta ölüler yaşıyor çünkü. “Yaşamak” kelimesi yanlış değil bu bakımdan roman özelinde. Ölüler yaşıyor çünkü, ilelebet üstelik. Yanlış anlaşılmasın hortlamış değiller, yani zombi değiller, yaşayan ölü demek daha doğru… Yaşam sonsuzdur yani… Belki Neil Gaiman romanında böyle bir çıkarımı gösterme çabasında değildir. Bu benim çıkarımım…

Ölülere dirilerde eşlik ediyor. “Diri” kelimesi tuhaf değil mi? Ama sanki ölülerin tarafından baktığımızda böyle demek daha doğru. İşte ölülerimizi bir gün bir bebek ziyaret eder. Bebeğimiz kaçıyordur Jack denen adamdan. Jack romanın hemen başında bebeğin ailesini katleder. Ayrıksı bir bebek olan ve sonradan Nobody adını alan kahramanımız durumun farkına varır ve soluğu mezarlıkta alır. Nobody’yi ilk bulan Owenslar onun yeni ailesidir. Ne var ki, Jack denen adam Nobody’nin peşini bırakmayacaktır.

Masalların çoğu kıssadır aynı zamanda. Vermek istedikleri mesaj çok derindedir bazen. Neil Gaiman masallarının arkhesinin çok derinde olduğunu sanıyorum, sade ve yalın bir anlatım olmasına rağmen. Keşke Propp’un o önemli eserini okusaydım da bu konuda daha rahat konuşsaydım. “Okumuyoruz yaw!” Mesajlar açık olmasa da, sanırım Gaiman öncelikle okuru bir şenliğe davet ediyor. Özellikle gençleri…