Geç Bir Sonbahardı

Gölge Konuşuyor:

Ana dilinde yazılmış bir kitabı kendi dilinde değil de sonradan öğrendiğin bir dilde okuyorsan yolunda gitmeyen bir şeyler vardır demektir. Bir çeviri roman Geç Bir Sonbahardı. Kürtçeden Muhsin Kızılkaya tarafından çevrilmiş. Bir çeviri kitap olarak iyi bir kitap olduğunu düşünmüyorum taze bitirdiğim romanın. Orjinal dilinde belki daha iyidir. Çünkü edebiyat en başta bir dil olayıdır. Zaten iyi hikaye kötü hikaye diye bir ayrım yoktur. Anlatma biçimin önemlidir. Çeviri ikinci el olduğu için bu durum bir nebze tolere edilebilir. Yine de dili, bir miktar da üslubu dışarıda bırakarak bir eseri yorumlamak çok zor

Teknik olarak iç içe anlatılar şeklinde ilerliyor roman ama bu tür teknikler benim nazarımda bir anlatıyı hiç bir zaman yukarı çıkarmaz, sadece inandırıcılık sağlar. Çemberin en dışında Fırat Ceweri olmasına rağmen roman inandırıcı olmakta zorlanıyor. Esas kahramanımızın mektupları ve ona eşlik edilen mektupların gönderildiği arkadaşının onu anlattığı sekanslar. Başta kahramanımızın oğlu devreye girerken, romanı başlatan ve bitiren Fırat Ceweri. Dili ve biçimi bir tarafa bırakıp şimdi biraz da içeriğe bakalım.

Bu haliyle roman “bizim büyük çaresizliğimiz” tadında ilerliyor. Bu çaresizliğe yer yer de romantizm elbisesi giydiriliyor. Ülkesinden yirmi sekiz yıl önce kaçmış olan kahramanımız her şeyi göze alıp ülkesine dönmeye karar verir. Bu iç içe anlatılar hasebiyle biz geçmişi ve bugün olanları konuşacağız romanda.

Ama bu çaresilik hallerini, loser muhabetlerini meşrulaştırma hikayelerinden haz etmeyen bu bünye için hikaye kolay katlanılacak cinsten değil. Loser muhabbetinin son yıllarda iyi sattığını biliyorum. Bu muhabbeti yapanlar da içinde bulundukları daha rahat koşulları geçmişten azade meşru kılma çabası içindeler. Hele romantizme hiç yer yok bence. Sürgünün verdiği acıyla kendimizi sevişmeye verdik. Sevişmeye karşı değiliz, ama bu hikayenin geçtiği coğrafyada bok, kan, irin, kusmuk içinde verilirse inandırıcı olabilir. Bu bakımdan Mehmed Uzun da dahil kimi Kürt yazarların romantizm ısrarını sevmiyorum.

Nedense bu romanda en sevdiğim sahneler içinde şiddet olanlardı. Dipçik darbeleri, işkenceler daha inandırıcı geldi. Tüm bunlar bana bir dönem İtalyan ssinemasındaki “yeni gerçekçilik” akımını anımsattı. Baş karakterin sadece kadına şiddet dışında aslında kendine hiç dönmemesi, hiç özeleştiri yapmaması, özlemi dışında kalbinde başka caydırıcı bir durumun olmaması sanki anlatıyı da benim nazarımda daha çelişkili hale getirdi. Yazarın daha önce okuduğum ve hakkında iyi şeyler söylediğim Maria Bir Melekti adlı romanından sonra bu kitabı elime almıştım. Şimdi Solgun Romans var elimde, ama Fırat Ceweri’yi okumakta eskisi kadar heyecan duymayacağım gibi görünüyor….

 

Reklamlar