Kuyudaki Zenci

Gölge Konuşuyor:

Lafı kitabın sonunda yer alan, çevirmen Memet Fuat’ın 1953 baskısına yazdığı önsözden kitabın yazarıyla ilgili bazı bilgiler vererek açalım. Erskine Caldwell yirminci yüzyıl (özellikle birinci yarısında) Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından biri. Hemingway, Jack London kadar ünlü bir yazar. Eserleri birçok dile çevrildiği gibi Türkçe’ye çevrilmiştir. Yazarın tarzını Mehmet Fuat çok güzel özetlemiş bence: 

“Caldwell öyle çeşitli, öyle birbirine zıt kimselerin sevgisini kazanmış ki… Gerçek şu: Herkes kendi açısından bakıyor ona. Kimi gülmek için okuyor, kimi ağlamak için. Yapıtlarında her çeşit okuyucunun dişine dokunacak bir şeyler var. (…)
“Anlattığı insanlara, Georgia’lı beyazlara gelince. Ne iyilikleri bellidir, ne kötülükleri, iyi-kötü diye bir şey tanımazlar. Birçok bakımdan, insanlardan uzaklaşmış, hayvanlara yaklaşmışlardır. Bütün eğlenceleri: Zencileri ezmek, bir de çapkınlık, o kadar. Onları bu duruma düşüren, içinde bulundukları korkunç yaşam koşullarıdır. Caldwell’in kişileri, yaşamın her türlü baskısına karşı koymaya çalışan, insanca yaşamak için direnen okuyucuya yaşam sevinci, umut veren kişiler değildir. Zenciler bir yana, hepsi de tembel, yenilmiş insanlardır. Gene de severiz onları. Acırız, güleriz, o yaşamın pis bir yaşam olduğunu, değişmesi gerektiğini pek düşünmeyiz bile. Yapıtlarına bakılırsa, Caldwell de pek düşünmüyor bunu. Sevgisine kapılıp gidiyor, anlattığı insanların arasında yaşıyormuşcasına, kendini bırakıyor. Ama yalan söylediğini ileri sürenlere karşı yazdığı yazıda, o yaşamın değişmesi gerektiğini, bir hayli ağır bir dille açıklamış.”

Ben de Tütün Yolu ile başlattığım Caldwell okumalarını bir öykü kitabıyla, Kuyudaki Zenci ile devam ettiriyorum. Gerçekten büyük bir beğeni ile okuduğum yazarın neden unutulduğuna ya da az okunduğuna anlam veremedim.

Zenci düşmanlığını anlatırken Caldwell yüzünde sanki müstehzi bir ifade var. Ku klux klan ayinlerini anlatılmıyor ama zencilere yapılan kötü muamele ironik bir şekilde veriliyor. Bir Cumartesi Günü adlı öyküde Georgialıların zencilere sorunlu bakışları tüm çıplaklığıyla verilmiş. Kasap, manav, çiftçi, kısacası herkes “bir zenci yakalandı” haykırışlarıyla tüfeğini alıp sürek avına vakit geçirmeden çıkar. Aslında benzer bir sürek avı Hamrick’İn Kutup Ayısı adlı öyküde eyaleti sürpriz bir şekilde ziyaret etmiş kutup ayısı için  de yapılmıştı. (Sanırım bir sirk hayvanı bu, kaybolmuş ya da kaçmış.)  Ama kasabalılar ayıya gösterdiği müsamahayı zenciye göstermiyorlar. En iyi zenci uysal zencidir tabi ki. Şeker Adam Beechum‘daki zenci Beechum gibi. Ama bazen bu uysallık da fayda sağlamaz ırkçının biri yoluna çıkar, sorun çıkarır. Oysaki bir dev adam olan Beechum on kilometre ötedeki bekletilmeyi sevmeyen sevgilisini daha fazla bekletmek istemiyordu. Yolculuğun sekiz kilometresini de kazasız belasız atlatmıştı.

Yürümekten söz açılmışken Erkekle Kadın adlı öyküden bahsedelim biraz. Gerçek bir aşk öyküsü bu. Yaşlı çift Ring ve Ruth’un evlerine ulaşmak için iki günlük yolları vardır. Yola sabır gösterecekler ama karınlarının aç ve paralarının olmaması sorun. Dikkat edilirse bu sefer başka bir ezilen kesim, yaşlılar, öykünün konusu olmuş.

Georgia gerçekten erkek egemen bir bölge. Cahillik de diz boyu. Böyle bir yerde kadınların da kötü muameleden payına düşeni almamaları beklenemez. Martha Jean adlı unutulmaz öykü, soğuktan donmamak ve açlıktan ölmemek için bir erkek batakhanesine sığınmış Martha Jean’in öyküsü. Erkekler için yalnız bir kadının rızasının olup olmadığının söz konusu edilmediği müthiş bir öykü.  İlaç Satan Adam’da tam tersine çiftin birbirlerine nasıl rıza gösterdiğine  ve sonuçta da nasıl başgöz edildiklerine şahit olduk.

Fitnelik, fesatlık, dedikodu dizboyu. Ama bu tür şeyler yadırganmıyor ahali tarafından. Sürprizli bir öykü olan Dedikodu‘da hem bir insana güvenini gösterip, arkasından dolap çevirme demeyelim, dedikodu yapmayı bir sorun olarak görmeyen insanlara rastlıyoruz. Memet Fuat haklı, her şeye rağmen sevebiliyoruz bu kişileri. Saflıkları, cahillikleri, yalnızlıkları, yetersizliklerindendir yaptıkları belki de..