Cam Arılar

Gölge Konuşuyor:

Çoğu zaman bir eseri bir türe sıkıştırmak bana değerini düşürmek gibi geliyor. O eserin evrenini sınırlamak gibi geliyor. Cam Arılar öyle bir roman. Esere sadece bilimkurgu gözüyle bakan ve onun ölçütleriyle iş başında olan okurun Cam Arılar’da kusur bulması mümkün. Ama bu eseri çağının önündeki, geçirmiş görmüş bir filozofun çağına olan eleştirisi olarak okumak en doğrusu. Tabi bunu yapmak için biraz yüzyılın siyasi tarihine, biraz da Jünger’in ne yaşadığına bakmak lazım. Daha önce okuduğum ve bu sayfalarda bahsettiğim yazarın bir diğer kitabı Mermer Yalıyar‘da gerekli referansları vermiştim.

Halihazırda benim için 2019 yılı Ernst Jünger yılı oldu. Türkçede yayınlanmış üç eserini de okumuş oldum böylelikle. Biraz el yordamıyla oldu ama okuma planımın doğru olduğuna kanaat getirdim. İlk önce yazarın 82’de yayınlanmış ve neredeyse tüm yaşamını bir kurgu vasıtasıyla temize çektiği Alaaddin’in Problemi ile işe başlamıştım. Bu eserden 42 yıl önce 39’da yayınlanmış bir siyasi alegori olan ve yazarın sanki biraz daha kafası karışıkken yazdığı Mermer Yalıyar’ı okudum. Finali de yazarın 57’de biraz daha kuş bakışı olarak çağının otoriterliğine dev bir eleştiri getirdiği Cam Arılar‘ı okudum. Bu arada Jünger ve eserleri ile ilgili ne yazılmışsa bulup okumaya çalıştım.

Hep söylüyorum aslında birçok okumanın birbirine destek olduğu tezi. Şimdi ben tekrar kısa bir süre önce hakkında konuştuğum Otomatik Piyano’daki yorumu gözden geçirmeyi ve bazı yerlerini değiştirme ihtiyacı duyuyorum. Ellilerde yazılmış bu iki romanda da ağır sonuçları olan bir savaş sonrasında yazılmış. Doğal olarak da bu dönemde birçok esere teknolojinin yarattığı yıkıcı sonuçları tartışmaya başlamış. Özellikle otomasyonun insan iradesine tahakküm eden kısmı alegoriler olarak karşımıza çıkıyor her iki eserde de. Marmer Yalıyar’da her şey doğal bir eğilim gibi verilirken, bu eserde Jünger o dönemki fikirlerini belli ki gözden geçirmek istemiş.

Sadece otomasyon değil askeri ve bürokratik organizasyanların sonuçları da gözden geçirilmiş. Ve bence eleştiri Bismarck’a ve hatta Max Weber’e kadar uzanıyor. Weber ve onun şirketlerde uygulanan ordunun çalışma prensiplerini referans alarak uygulana katı disiplinli çalışma biçimi gözden geçiriliyor. Buradaki dev şirketin başındaki Zapparoni’yi ve asker Monteron’u Demir Kafes’in zihniyetini temsil ettiğini söyleyebiliriz.

Mermer Yalıyar’daki insanın midesini kaldıran şiddet sekansları burada da var. Özellikle kahramanımız Richard’ın cam arılar, organik kulakları olan oyuncu kuklalar, müstehcen nesneler gibi otomatizmin cehenneminde sınava tabi tutulduğu sekanslar hem etkileyici hem de ürkütücüydü. Bu bölümlerde bizim doğudaki operasyonlarda kesik kulak koleksiyonculuğu yapan askerlerimiz geldi. Cam arıların da seri üretimle devasa bir kara dönüşmesinin yanı sıra gerçek arıların da bu sürece ayak uyduramayacağının sonuçlarına şahit oluyoruz.

Kısa bir süreliğine çağının çok ilerisinde gibi görünen yaşam tarzıcı anarşistin Lorenz’in çevre duyarlılığı sözüm ona ilerici arkadaşları “taş devrine dönsene” ve “benim canım neandertal” sözleriyle dalga konusu edilmesine bakınca da Lorenz’in ya da Jünger’in çağının çok ilerisinde olduğunu işaret esiyor.

Siyasete karşı güvensizlik ve nefret de özellikle romanın son sayfalarında fazlasıyla hissediliyor. Çocuklukta sırtından vuran bir arkadaşın yetişkinliğinde iyilik kumkuması gibi görünmesi de rahatsız ediciydi. Tabi bu diğer arkadaş liberaldi. Richard’ın öncesinde artık yerimizi Manchesterlılar alacak diye öngördüğü zihniyetin temsilcisi…